26 Temmuz 2021, Pazartesi
Son Dakika

Uşak’tan bir Halvetî âşığı geçti!

18.07.2021

Uşaklı Halveti âşığı Mehmet Ruhi Yamalıoğlu fenâ âlemindeki 92 yıllık yolculuğunu tamamlayarak geçtiğimiz günlerde ebediyet âlemine sırlandı. Rahmet olsun. 

Onu, 2015 yılının son günlerinde ahiret yurduna göç eden muhtereme ablası Ayşe Yener’in cenaze namazı için Uşak’a gittiğimde tanımış ve bilahare “Uşaklı Halveti dervişi Mehmet Ruhi Bey” başlıklı bir yazı kaleme alarak Sondevir haber portalında yayınlamıştım. Mehmet Ruhi beye rahmeti vesile kılarak mezkûr yazıyı güncelleyerek okuyucularımızın irfanına arz ediyorum.

Mehmet Ruhi beyin aşk, vecd, takva, irfan ve ezkâr-ı ilahi ile müzeyyen 91 yılık bir hayat hikâyesi var.

Mehmet Ruhi Bey, ilkokulu, ortaokulu ve sanat okulunu memleketinde bitirdikten sonra İstanbul’da yedeksubay olarak vatani vazifesini ifa etmiş. Askerlik dönüşü Uşak Şeker Fabrikası’nda çalışmaya başlamış. 1951 yılında Âtiye Hanım’la dünya evine girmiş. 

Kütahya, Kastamonu, Ankara ve Erzurum şeker fabrikalarında çalıştıktan sonra 1976 yılında Uşak’taki fabrikadan emekli olmuş. 50 yıllık bereketli bir emeklilik hayatı süren Mehmet Ruhi Yamalıoğlu’nun beş yıl önceki sohbetimizde heşyutullahtan yufka gibi incelmiş gönül diliyle Varidat-ı Süleyman’dan inci ve mercan misali bahisler açtığını hatırlıyorum.

“Senlik de yoktur, benlik de bizde Zerrât-ı âbız bir tek denizde”

“Senlik de benlik de yok... Tek bir denizde bir su zerresiyiz.”

Uşak’ta mahalli çapta tanınan bir abide şahsiyetti; hayatın içinde münzevi bir dervişti o... Hoş, tanınır olmak gibi bir beklentisi de yoktu. Çünkü onun zahiri halk ile; batını ise Halk ile beraberdi…

Malum olduğu üzere kolunu, elini-eteğini çağdaş medeniyetin kadife görünüşlü öğütücü demir çarklarına kaptıran günümüz insanı etrafındaki güzellikleri; maddi ve manevi değerleri çoğu kez göremiyor, es geçiyor. Muasır insanın gözü gibi gönlü de has kıymetleri umumiyetle fark edemiyor; neyi kaçırdığını, hangi medeniyet umdesinden bîhaber olduğunu, Ümmet-i Muhammed’e hamle çapında hizmetleri sebkat eden önemli zatların varlığını idrak edemiyor. Bu cümleden hareketle takdir-i Huda tanışma şerefine nail olduğum Halveti-Şabani tasavvuf neşesinden tefeyyüz ederek, maddi ve manevi ışığıyla etrafını aydınlatan Mehmet Ruhi Bey’in hâlet-i ruhiyesine adım atalım.

On küsur yıl önce Ruhi Bey’in yeğeni, vakıf insan Sadık Yener, anne tarafından dedesi Ali Rıza Efendi’nin Halveti şeyhi olduğunu söylemişti. Ruhi Bey’le sohbetimizin evvelinde cennetmekân dedesinden bahis açtmıştık. 

Halveti tarikatının yolcularından Ali Rıza Efendi Hazretleri (ks) seyr-i sulûküne Eskişehirli Şeyh Sadık Efendi (ks) ile başlamış. Vakt-i merhunu gelip de Şeyh Sadık Efendi garik-i rahmet olunca Ali Rıza Efendi’nin post makamına oturması emir ve ferman buyrulmuş. 1938 yılında Hakk’a yürüyene kadar Uşak’ta Halveti Şabani usulünce mânâ hizmetlerine râm olan Ali Rıza Efendi’nin hayrulhalefi Yakupzade Mustafa Efendi olmuş. 1973 yılında Mustafa Efendi’nin ukba âlemine göç etmesiyle bu kez ‘post’a, Serbestoğlu Cemaleddin Kunat oturmuş. 2013 yılında fena âleminden beka âlemine rihlet eden Cemaleddin Efendi’nin manevi varisi ise Nail Özkaya olmuş.

Mehmet Ruhi Bey ile eş-şeyh Naif Efendi arasında rûhî ve kalbî irtibatın mütemadiyen devam ettiğini merhumun mahdumu Mustafa Yamalıoğlu’ndan öğreniyoruz. Bayramlarda birbirlerini ziyaret eden ebed yolcularından geriye birkaç yıl öncesinin bayramlarından birinde çekilmiş bulunan bu fotoğraf karesi kaldı. 

Mehmet Ruhi Bey, hazırda olduğu kadar gaipte de posta olan saygısını her daim muhafaza etti ve Naif Efendi ile bir araya geldiklerinde kemâl-i edepten gafil olmadı.

Post hiçbir zaman boş kalmaz!

Az önce post dedik… Şimdi, Mehmet Ruhi beyin içten gelen avazına kulak verme zamanı: “İbrahim Ethem Efendi post hiçbir zaman boş kalmaz. Halveti postuna Şeyh Şabani Veli’nin (ks) tensibi, Hz. Rasulullah’ın (sav) tasdiki ve Hz. Allah’ın (cc) emri ile layık olan oturur. Bu yol da “Ben de kayıkçıyım” diyen çok olur. Günümüzde şerîatten bîhaber, kerâmetleri kendilerinden menkul şeyhler türedi. Bu gibilerin şerrinden Allah’ı sığınırız.”

Niyazi Mısrî ne güzel söylemiş:

“Mürşid gerektir bildire Hakk’ı sana Hakk’al‐yakîn,

Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş.

Her mürşide dil verme kim yolun sarpa uğratır,

Mürşidi kâmil olanın gâyet yolu âsân imiş.”

 Hâsılı post, Mehmet Ruhi Efendi’nin dediği gibi hiçbir zaman boş kalmıyor. Postun; manevi ilim, hikmet ve irfan hizmetlerinin bir Sahibi var. Ve o Sahib’i her vakit dağlar, taşlar, kuşlar, ins ü cin zikrediyor… Tıpkı, 92 yıllık dünya hayatını yakın zaman önce tamamlayan Mehmet Ruhi Efendi’nin letaifleri ve tüm bedeni gibi… O, ömrü müddetince kalben, ruhen ve bir adım öte cismen “Allah” dedi… Dilinden ve kalbinden Lafza-i Celâl’i eksik etedi. Şu hakikat, Hakk kelamıyla sabittir:“…Ve le zikrullah ekber…”/Allah’ı zikretmek ise, elbette (her şeyden) en büyük olandır.”

Malum olduğu üzere Halvetiyye yolunda zikir usulü cehrîdir. Halvetiyye’de ezkârın sesi duyulur. Tarik-i Aliyye’nin muhtelif şubelerinde olduğu gibi Halvetiyye yolunda da Rahman ve Rahim olan Hakk Teâlâ Hazretleri’ni zikretmek esastır. Şüphesiz manevi hayatın özü zikirdir.

Halvetiyye dervişi her an ve her yerde Allah Teâlâ'nın murakabesi (gözetimi) altında olduğunu düşünür, bu keyfiyeti hatırından çıkarmaz. Ve dahi cümle dervişan, şeriata hüvesi hüvesine bağlı kalarak tarikat, hakikat ve marifet bahçelerinde cümle vakit Kâinatın Efendisi’nin (sav) ahlâkıyla, “üsve-i hasene”yle ahlâklanmaya gayret eder.

Yukarıdaki iki paragrafta arza gayret ettiğim zikir ve ahlâk esasları Mehmet Ruhi Bey’de mizaç haline gelmişti. Sahih-i Buhari’de nakledilen bir kutlu sözde “Rabbimiz ben bir kulunu seversem onun gören gözü olurum, onun tutan eli olurum, onun yürüyen ayağı olurum, onun konuşan dili olurum, onun işiten kulağı olurum.” buyruluyor. Hadis-i şerifte zikredilen keyfiyet elbette temsilidir. Ve yazımızın muhatabı biiznillah o kendilerine atıfta bulunulan zümreye dâhildir.

Mehmet Ruhi amcamızın ziyaretçisi hiç eksik olmazdı. Bu fotoğraf karesinde Mehmet Ruhi beyin “post”a olan namütenahi saygısını, yaşının ilerlemesinden kinâye olarak aklî dengesinin bozuk olabileceğine yoran zikirdaşları yer alıyor. Mehmet Ruhi beyin saatler süren sohbetinde uzayıp giden cümleleri ve konuları ustaca birbirini bağlayıvermesi gayriihtiyari olarak muhataplarına parmak ısırtıyordu!

Güzel, güzel gözle görülür.

Bereketli hayatının son demlerinde kafa gözü yorulan Mehmet Ruhi amcamız dünya hayatına yönelik güzellikleri kalp gözü ile görmeye başlamıştı. Netice itibarıyla güzel, güzel gözle görülür. El-Hakk güzeli; mutlak güzeli her göz de göremez. Hâsılı, gören, göz de değildir… Gönüldür, ruhtur… Mahza et olan göz neyi görecek ki? Hakikati, mutlak hakikati gören kalp gözüdür… Kalp, gönül gözü… Gönül gözü hakikat âlemine sefere çıktığında hayırlar fethedilmeye, şerler defedilmeye başlanır. Gönül gözü hakikat caddesinde mütemadiyen seyrettikçe güzel ve güzelliklerle irtibatı da sürekli olur.

Gönlü gibi sesi de güzel olan Mehmet Ruhi Bey’den bir ilahi okumasını istirham ettiğimde Osman Şems Efendi’nin şu neşidesini dillendirmiştii:

“Gözü dünya mı görür âşıkı dîdâr olanın
Dilberi sen gibi bir mâhi dilâzâr olanın”

Ol vakitte Mehmet Ruhi bey okudukça yüreklerinde merhume Ayşe Yener’in taze acısı bulunan hazirunun gönülleri ferahlamış muhabbetten Muhammed hâsıl olmuştu.

“Gayre meyli olamaz, aşkın ile yâr olanın/Yücedir rütbesi mihrinle hevâ-dâr olanın/Ayağı yer mi basar zülfüne berdar olanın/Aşk u şevk ile verir cân ü ser i döne döne.”

Mehmet Ruhi beyin vefâtı haberini 3 Temmuz Cumartesi günü haberini almıştım. Bir gün sonra Mekteb-i İrfan’da dâhil olduğumuz zikir halkasında merhumu yâd ettik, günün zâkiri Selman Can efendinin âvazı Çavuşbaşı’ndan önce Uşak’a, oradan da Münevver Medine’ye ulaşıyordu: “Şem-a yanan pervâneler, gelsin beraber yanalım/Aşka düşen divâneler, gelsin beraber yanalım.” 

Şimdi 1939 yılına gidiyoruz…

Şimdi 1939 yılına gidiyoruz… Mehmet Ruhi bey henüz 10 yaşında ve dahi arayış içerisinde. Hakkı, hakikati, marifeti, ‘sırat-ı müstakim’i arıyor… Netice itibarıyla bulanlar arayanlardır. Uşak’ta 1939 yılında ellerini gökyüzüne doğru kaldırarak dilinden şu niyaz dökülüyor. “Ya Rabbi! Sana muhtacım. Vereceğin her hayra muhtacım. Elimden tut… Çölün ortasında şu garip fidanını sulayacak, suya kandıracak manevi bir pınara kavuştur.”

Muhakkak ki halisane dille, günahsız lisanla yapılan dualar kabul olur. 10 yaşındaki Mehmet Ruhi’nin de duaları müscetap oluyor, dedesine; dünya geçimliğini temin için dülgerlik yapmakta olan Halveti Şabani şeyhi Ali Rıza Efendi’ye henüz çocukluk yaşlarında intisap ederek, onun manevi terbiyesi altında maddi ve manevi terakkisini sürdürmeye başlıyor. Bu cümleden olarak perşembe günlerini iple çekiyor Çünkü perşembeyi cumaya bağlayan gece hususen zikir vaktidir.

Şimdi de beş yıl öncesine gidiyoruz… Oğlu Mustafa Ulvi’nin sarraf dükkânında hasbihal ettiğimiz Mehmet Ruhi beye zikir meclisiyle ilgili bir sual tevcih ettiğimde dudaklarından ezkâr dökülmeye, Uşak’ın tam ortasına nur yağmaya başlamıştı!

‘Estağfirullâh ellezî lâ ilâhe illâ hû el-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyh”

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in abdike ve nebiyyike ve habîbike ve rasulike’nebiyyi’l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.”

“Fa’lem ennehû la ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah.”

“Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr(i).” Onlar ki: 'Rabbimiz! Muhakkak ki biz îmân ettik; artık günahlarımızı bize bağışla ve bizi o ateşin azâbından muhâfaza eyle!” derler.”

Zikir kalpten kalbe yol buldu; salavat-ı şerifeler Uşak çarşısının tam orta yerindeki dükkânının karşısındaki Uşak Belediyesi’nin çatısında nasibini bekleyen güvercinin kanadında Mescid-i Nebevi’ye ulaştı…

Zikir kalpten kalbe yol buldu; Kastamonu’daki dergâhın tam orta yerine düştük! Zâkirin kalp gözü açıldı, ezkâr, gönülleri kuşattı, başzâkir Seyfullah Efendi cezbeye geldi; Mehmet Ruhi Bey’in dili damağına dayandı, bedenen ve ruhen zikre durdu: “Allah Allah Allah Allah. Hûûûûû! Hû! La ilahe illallah Muhammed’un Rasulullah’i Hakk’a!”

Gençliğinde Uşak camilerinin minarelerini ikişer üçer atlayıp ezan-ı Muhammedi’yi okuduğu günlerin hasretle yâd eden Mehmet Ruhi amcamız dünya seferini biiznillah salimen ve kâmilen tamamladı. İçinden Cemâl-i İlâhî geçmekte olan gözbebeklerindeki takvim biiznillah Firdevs-i âlâda açmak üzere söndü. Çakoloz Camii’nin müezzinleri bu kez Mehmet Ruhi bey amcamız için sâlâ okudu. Salâ salâ Mehmet Ruhi Bey... Biiznillah “Tekrar mülâki oluruz bezm-i ezelde/Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler.”

Mehmet Ruhi beyin ruhu için Fatihalar okuyalım.

Âlimin ölümü âlemin ölümü değil miydi! Hâsılı, Uşak’tan bir halvetî âşığı geçti, ilmiyle âlim, zikriyle zâkir bir zat ötelere, ötelerin ötesine kanat çırptı. İttifak Gazetesi camiası olarak merhuma Allah’tan rahmet, kederdîde Yamalıoğlu ailesine ve yeğeni Sadık Yener ağabeyime sabırlar niyaz ediyorum. Ruhû şâd, makâmı âlî, mekânı Firdevs olsun. Şimdiki zaman Mehmet Ruhi beyin ruhu için Fatihalar okuma zamanı… 


Yorum Ekle