Neyzen, bestekâr, yazar, gönül insanı` M. Hakan Alvan ile Boğaziçi Yöneticiler Vakfı`nda gerçekleştirdiğimiz Sanat Sohbeti`nin ikinci bölümünün öznesinde Türkçe ibadet tezleri, bu toprakların insanlarının ibadetin özüne vukû fiyeti ve tasavvuf neşesi var.

Türkçe ibadet tezleri;

Bazı ideolojik çevreler Türkçe ibadet tezlerini ileriye sürüp durur! Geleneksel toplum da buna itiraz eder. Konuya başka bir açıdan bakalım;   Bu coğrafyada 600 yıldır Mevlid-i Şerif okunur. Memleketimizin herhangi bir yerindeki babaannelerimiz dahi Mevlid-i Şerif`in bazı bölümlerini ezberlemiştir: ' mine Hatun Muhammed  nesi/Ol sadeften doğdu ol dür dânesi. (; ) Ol Rebiû l evvel âyın nicesi/On ikinci gî ce isneyn gî cesi.'

Mevlid-i Şerif 600 yıldır bu topraklarda okunmakta; Yunus Emre`nin ilahileri de 700 yıldır söylenmekte; İslami ilgiyi zinde tutan Mevlid-i Şerif kıraatleri, Yunus Emre`nin ilahileri, ariflerin, bilge zatların sözleri bu coğrafyada gönülden gönle aktarılır, kulaktan kulağa söylenir. Tüm bu tetebbuatı İstanbul`daki tekkelerin müdavimlerinden Kayseri`nin köylerindeki babaannelere kadar hemen herkes bilir. 

Halkımız irfanımızı Türkçe anlıyor.

Halkımız 700 yıldır dininin özünü Türkçe anlıyor, irfanını Türkçe anlıyor, erenlerin, ârifleri, bilge zatların dilinden, sözünden anlıyor. Halkımıza bunları Yunus Emre anlatmış, Eşrefoğlu Rû mî anlatmış, Aziz Mahmud Hüdâî anlatmış. Böylelikle İslâm dinini anlatma meselesinde işler 700 yıldır hal yolana konuldu. 

Dini mû sikî irfanımızı halkımızın gönül evine taşıdı.

100 yıl önce İslâm hurufatı gündemden kaldırıldığı için bir takım çevreler Türkçe ibadet gibi söylemler üretti, Halkımızın bunlara ihtiyacı bulunmuyor. Bu coğrafyada 600 yıldır, 700 yıldır kendi dinini, dininin hikmetini, özetini, irfanını Yunus Emre`den süzüle süzüle gelen ve bir nevi hap kıvamını olan bilgice sözlerden öğrenmiş. Böylelikle bu topraklarda, coğrafyamızda 600 yıldır Dî n-i Mübî n-i İslâm`ı Türkçe anlama konusunda problem yaşanmadı, ârifler, bilgeler, erenler sayesinde; Dini mû sikî de bu sözleri, irfanımızı halkımızın gönül evlerine taşıdı. 

`height=

'Nefes' konuşmak demektir.   

Evliyanın yazdıklarına şiir denmez, hikmet denir, mârifet denir. Sanatçı yahut şair hayalini ortaya koyar. Evliyaullah kendi manevi tecrübeleri, irfanını; Hakk dostlarının gönüllerinden neş`et eden eserlere nutk-ı şerif denir, nefes denir. 'Nefes' konuşmak demektir. Nefes canlıdır, Yunus Emre`nin, Mevlânâ`nın sözleri, nefesleri, hikmetleri biiznillah canlıdır. 

  '(Kulumun) Söyleyen dili olurum, o benimle konuşur.'

Hadis-i Kudsî de şöyle buyurulmaktadır: 'Velilerimden birisine düşmanlık eden kimseye ben harp ilân ederim. Kulumu bana en çok yaklaştıran şey, farz kıldığım ibâdetleri yapmasıdır. Nâfile ibadetlerle de bana o kadar yaklaşır ki, nihayet ben o kulumu severim. Sevince de artık onun duyan kulağı olurum, o benimle işitir. Gören gözü olurum, o benimle görür. Eli olurum, o benimle dokunur. Ayağı olurum, o benimle yürür,  (Kalbi olurum, o benimle anlar. Söyleyen dili olurum, o benimle konuşur.)  Ne dilerse onu yerine getiririm. Herhangi bir şeyden bana sığınırsa ben onu muhafaza ederim.'  (Buhârî . Tecrî d-i Sarî h: 2042)

Bu topraklara ruh üfleyen Ebu`l-Hasan Harakânî `den Yunus Emre`ye Mevlânâ`dan Süleyman Çelebi`ye kadar pek çok evliya arz ettiğimiz hadisin muhatabıdır. Nafileler onların ağzından çıkan sözlerdir ve bir nevi Hakk`ın muradı olmuştur. Dolayısıyla şairlerin mısralarıyla Yunus Emre`nin nefeslerini, Hz. Mevlânâ`nın beyitlerini birbirine karıştırmamak lazımdır.'

'Â şıklar iki cihânda nefs murâdın almayalar; '

Hakan Alvan bu topraklarda yetişen önde gelen bestekârlardan biri. 30 yıldır kutlu bir meslek olarak gördüğü ve mütemadiyen omuzlarının üzerinde yükselttiği mû sikî sanatı hayatında 400`ün üzerinde beste yapma imkânını elde sanatkâr ilk bestesinin hikâyesini, daha doğrusu vakıasını şöyle anlatıyor: 'Bir dönem beste, bestecilik yaptım. Bir tecrübeydi benim için. Bestecilik yaptım. Mesela Eşrefoğlu R'umî Hazretleri`nin nutk-ı şerifine beste yaptım. 

(Yazarın bilgi notu: Eşrefoğlu Rû mî (ks) Allah dostudur. İstanbul`un fethine katılmıştır, Akşemseddin Hazretleri`nin rahle şerikidir, Hacı Bayram-ı Veli`nin, Akşemseddin ve Rumelihisarı Şehidlik Dergâhı Postnişini Seyyid Mahmud Bedreddin (ks) ile birlikte meşhur halifesinden biridir. Hâsılı bu coğrafya için oldukça mühim bir simadır Eşrefoğlu Rumi...) 

Hayy Allah!

Hazret`in 'Â şıklar iki cihânda nefs murâdın almayalar/Ağlayalar dünü günü şâd oluben gülmeyeler' nutk-i şerifini besledim. Hayy Allah! Besteler bestelemez dünyevî işlerim hep ters gitmeye başladı. 

Anadolu evliyalarının sözleri canlıdır.

Sürekli bir takım aksilikler zuhur etti. Hazretin nefeslerini, nutk-i şeriflerini bestelemekten geri durdum, baktım ki işlerim düzeldi, eski kıvamına buldu. Bunu niye anlattım! Anadolu evliyalarının sözleri canlıdır, tesirlidir, hikmetlidir; Şairin şiirleriyle âriflerin nefeslerinin birbirine karıştırılmaması için bu örneği verdim. Evliyanın sözleri o kadar değerlidir ki asırlar sonrasına taşınması gerekir. Peki, nasıl taşıyarak? Mû sikî ile ile taşınacak. 

`height=

Evliyaullah halk adamlarıydı.

Evliyaullah halk adamlarıydı. Harman zamanlarında halka yardım için imeceye giderlerdi. Hacı Bayram Veli Hazretleri, içinde Akşemseddin`in (ks) de bulunduğu dervişlerini toplayarak Çubuk ovasına burçak imecesine orak biçmeye gittiği rivayet edilir. Söz konusu rivayetlerde dervişanın tarlaya, imeceye giderken davul çalındığı belirtilir. 

Yunus söyler dilimiz;

Yine dervişler çamaşır günlerinde köylülerin çamaşırlarının yıkanmasına yardım ederken, dilleri Yunus söylerdi, Yunus Emre`nin nefeslerini dillendirirdi. Harmanda çalışılırken, buğday biçilirken de Yunus Emre`nin ilahileri okunurdu. 

İlahilerden İslâm`ı anlarız, Hakk`ın muradını anlarız.

Bu coğrafyada mütemadiyen evliyanın nefesleri mû sikî ile söylenmiştir.  Bu güzel söyler müzikle taşınmıştır. Şimdiki zamanda Türkiye insanının irfan seviyesine göre bu nutk-i şeriflerin hayatımızda yer alıp almadığı ayrı bir meseledir. Dil değiştirilmiş, yeni kelimeler türetilmiş, ecdad ile aramıza duvarlar, mesafeler konulmuş. Hâsılı, evliyanın, sözleri, nefesleri, nutukları İslâm`ın içindedir, tam orta yerindedir. Bu ilahilerden bizler İslâm`ı anlarız, Hakk`ın muradını anlarız. Halkımız da bu şekilde anlayarak mû sikî ile yüzyıllar boyunca bunları dünden bugüne, kulaktan kulağa, gönülden gönle taşımıştır.' 

 riflerin sözleri 'tak' dile kesildi.

Hakan Alvan velû d sohbetinde, 1925 yılında medeniyet çizgimizde büyük bir kırılmaya sebebiyet veren tekke, zaviye ve türbelerin kapatılarak kapılarına kilit vurulması, türbedarların vazifelerine son verilmesi, biiznillah Anadolu irfanının tekâmülünü temin eden şeyhlik, seyyidlik, çelebilik dervişlik, müritlik gibi Müslüman Türk`ün aslî yet ve terkip şuurunu şenlendiren unvanların kaldırılmasına da değindi: 

'1925 yılında tekkeler kapatıldığında dinimizi, irfanımızı Türkçe anladığımız kutlu yapılara kilit vuruldu, Dinimizi Türkçe anladığımız âriflerin sözleri 'tak' dile kesildi. 

`height=

İstanbul`da 150 yıl önce 350 tekke vardı.

İstanbul`da 150 yıl önce 350 tekke vardı. Bu tekkelerde Yunus Emre, Mevlânâ, Eşrefoğlu Rû mî dinleniyordu. Kapanan tekkeler dinimizi Türkçe anladığımız, ariflerin sözlerinin yankılandığı yerlerdi ve 1925 yılında  riflerin sözleri kesiliverdi! 

15-20 yıldır biyografi okumalarına ağırlık verdim. Gördüm ki Osmanlı asırlarında önde gelen devlet adamlarının büyük çoğunluğu (%80`i diyebiliriz) bâtınî ilimleri, gönül ilimlerini, ruh iklimini talep etmiş insanlar arasından çıkmıştır. 

Elmalılı Hamdi Yazır bir Şâbânî şeyhidir.

Yakın zamanlara gelelim; Elmalılı Hamdi Yazır bir Şâbânî şeyhidir. İslâm Tarihi gibi muhalled bir eser ortaya koyan Asım Köksal Melâmî , Melâmî -Bayramî şeyhidir. 

Ali Fuat Başgil bir Kâdirî şeyhidir.

Ali Fuat Başgil bir Kâdirî şeyhidir. Bekir Sıtkı Sezgin Kâdirî şeyhidir. Halikarnas Balıkçısı` Cevat Şakir Kabaağaçlı Rıfâi`dir, Kenan Rifâi Hazretleri`nin müritlerindendir. Bunlar aklı kıt insanlar mı? Şimdi bunlar akıllarını kiraya mı verdiler! Büyük müfessir Elmalılı Hamdi Yazır Halvetî Şâbâni`dir. Elmalılı aklını kiraya mı verdi? Ü stad Arapçaya ilave olarak Fransızcaya da makale yazabilecek kadar hâkim biriydi. Kendi söylüyor: 'Ayasofya medreselerinde okurken manevi terbiyemi şeyhimden tamamladım.' Tasavvuf, insanların aklını kiraya verme mesleği değildir. Hz. Mevlânâ, Hz. Yunus Emre akılsız insanlar mıydı?  Kamuoyuna çıkıp konuşanlar, tasavvuf konusunu gündemine alanlar hadisenin arka planına vâkıf olarak konuşsunlar lütfen!

Tasavvuf gök kubbenin irfanını medeniyet ve kültürümüzü taşıyan sütundur. 

Tasavvuf gök kubbenin irfanını medeniyet ve kültürümüzü taşıyan sütundur. Hâsılı 30 yıldır gök kubbenin kültürünün taşıyıcı sütünü olan tasavvufla, tasavvuf müziğiyle uğraşıyorum. 

Tasavvuf müziğinin kökü irfan seviyesine dayanır.

Onun arka planını, unsurlarını doğru bilmezseniz, onu doğru yapamazsınız, tasavvuf müziğinin kökü irfan seviyesine dayanır. 

Seviyeye bakınız lütfen: 'Muhammed`in düğünü var cennette, cennette!'

Maalesef günümüzde tasavvufun t'sinden bî haber insanlar sözüm ona tasavvuf mû sikî si icra ediyor. Seviyeye bakınız lütfen: 'Muhammed`in düğünü var cennette, cennette!' 

Bir başkası 'Kuru kafa' ilahisini bestelemiş: 'Kuru kafa kuru kafa! Selâm sana kuru kafa!' Bu keyfiyet müziği tüketmektir, tüketen kesimin içinde bulunduğu üzücü durumun göstergesidir.'

`height=

Tasavvuf bir bilen`den öğrenme mesleğidir.

Mustafa Hakan Alvan İslâm` irfanının özü mahiyetindeki tasavvuf alanındaki rû hî birikimiyle biiznillah muhataplarının bam tellerini titreten hakikatli, tesirli sözler sarf etti: 'Tasavvufu bu kadar anlattınız, peki Asr-ı Saadet`te tasavvuf var mıydı?' diyenler çıkacaktır. Tasavvuf bir bilen`den öğrenme mesleğidir. Ashab-ı Kiram hazerâtı Efendimizden (sav) Â dem Aleyhisselâm da  Hz. Allah`tan (cc) öğrendi. 

İlim yukarıdan aşağıya gider. 

İlim yukarıdan aşağıya gider. Başınız ağrıdığı zaman doktora gidiyorsunuz, evliliğinizle ilgili sorunlarınız var, evlilik terapistine gidiyorsunuz. Bu durumdakiler her nasılsa aklını kiraya vermiyor ama Yunus Emre ve Mevlânâ aklını kiraya veriyor, öyle mi!

İnsanlar kendi meşrebince bir arada olmak ister.

İnsanlar kendi meşreplerince bir arada bulunmak ister. Bu fıtrî bir şeydir. İnsanlar, birinin peşinden gitmek ister. İnsanlar, insanın etrafında bir şeyi sevmek, peşinden gitmek ister. İnsan cinsi de böyle gidiyor, böylelikle nesil devam ediyor.  İnsan yalnız bir varlık değil.

Kur`an-ı Kerim`de (İsrâ Suresi-71) şöyle buyurulmaktadır: 'Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar.'

Tasavvuf İslam`ın özüdür. 

Tasavvuf hayattır, hakikattir. Tasavvuf bizatihi hakikattir, daha doğusu tasavvuf hakikatin şekil bulmuş halidir. Tasavvuf İslam`ın özüdür. 

İnsanlar mahşerde liderleriyle birlikte hesaba çağrılacaktır.

Evet, ilahi kelâmdır, mahşerde insanlar liderleriyle birlikte hesaba çağrılacaktır. Dolayısıyla insanların fıtratında bir yere tabi olma/ait olma temayülü vardır.  Böyle olmasa Allah niye böyle buyursun! Peygamberler, veliler takip edilir, tabi olunur. İnsanın birilerini takip etmesi meselesi aklını kiraya vermek`le ifade edilebilecek bir vakıa değildir.

Konumuz tasavvuf müziği; Tasavvufun ne olduğunu bilmezseniz hiçbir yere yaramazsınız. Gözlüğün camı, tutamakları yoksa cam orada durur mu? Teferruat lüzumsuz değildir. Cam asıldır ama aparatı olmadan gözlükte duramaz!'

Es-Selâm Ahmed-i Muhtar olan Son Nebi.

Ü stad Alvan, BÜ TMK`dan talebesi Alim Uçar`ın moderatörlüğünde düzenlenen Sanat Sohbeti`nde mû sikî yolculuğunun ana uğraklarına da değindi: 'Konservatuarda saz eserleri bestelemeye başladım. Orada, o zamana kadarki birikimimiz filiz vermeye başladı. Pek çok makamda, rast makamında, sair makamlarda saz eserleri icra etmeye başladık. Hocam Bekir Sıtkı Sezgin`in tavsiyeleri üzerine İstanbul`a gelince konservatuarla birlikte TRT`de de çalışmaya başladım. Türk müziğini de icra ettim,  tasavvuf müziğini de;

Tasavvuf müziği yapısı itibarıyla daha dinamiktir. Bu sahada müzik, beste yapmak istedim, hiçbir melodi gelmedi aklıma. Epeyce de uğraştım. 

Safer Dal Baba (ks): Hakan, bundan sonra beste yaparsın inşallah.

Bir gün vakıfta (Türk Tasavvuf Mû sikî si ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı) bir akşam yemeğinde Safer Baba (Merhum Safer Dal Hazretleri) 'Hakan, hiçilahi besteledin mi?' diye sual ettiklerinde 'maalesef etendim' cevabını arz ettim. 'Bundan sonra yaparsın inşallah' dediler. O güne kadar hiçbestem yoktu.  Geçvakitte evime geldim. Güftesi Ahmet Efe`ye ait olan 'Es-Selâm Ahmed-i Muhtar olan Son Nebi' ilahisi aklıma düştü. Besmele çekip niyetine girdim. İnanınız, önceden biliyormuşum gibi melodisi baştan aşağıya geldi, bildiğim bir ilahiyi okuyormuş gibi oldum. İlk bestem budur. Sonrasında Cenab-ı Hakk 400 civarında beste nasip etti. 

İlk besteme Efendimize (sav) selâm vererek, onun adını anarak başladım. Rasulullah Efendimize (sav) medh ü senâ etmeden ve yüce kadr ü kıymetlerini bilmeden Cenab-ı Hakk`a giden bütün yollar kapalıdır.' 

(Sözün bu yerinde, Hakan Alvan`ın üstadı Safer Baba Hazretleri`yle ilgili bir hatıramızı nakledelim. 1996 yılı olmalı... Yeni Şafak gazetesinde geleneksel sanatlarımız ve medeniyetimizden kaybolup giden güzelliklere dair yazılar kaleme aldığım dönemlerin henüz başı... Hattat Yusuf Coşkun Benefşe beraberinde devasa bir hüsn-i hat levhası olduğu halde ziyaretime geldi. Levhayı birlikte inceledik. Benefşe, celi ta`lik kalemiyle iki satır halinde 'Yetişmez mi bu şehrin halkına bu nimeti Bârî /Habbî b-i Ekrem`in yâri Eba Eyyub`el-Ensâri yazmış. Levhanın etrafı, içi-dışı ince bir işçilikle tezhiplenerek bezenmiş. Ketebe niyetine Hazret`in ismi 'Muhibbî Hadimu`l-Fukara Safer Baba' yazılmış. 

`height=

Bu eser kısa bir süre sonra içerisi hüsn-i hat sanatının gülşeni olan Nureddin Cerrâhî Dergâhı`nın kıble tarafına asıldı. Fakir de haberini Yeni Şafak gazetesinde yayınladı. Safer Baba`yı durumdan haberdar ettiklerinde 'Hele şu İbrahim Ethem kimmiş, bir gelsin bakalım!' buyurmuşlar. Hazret`i ziyarete gittim. Sofrasında oturttu, zikir meclisine aldı. Gecenin sonunda da 'Evlat al bakalım bu senindir' diyerek, kulağının üzerinde muhafaza ettiği filtresiz, tek dal bir sigarayı bendenize uzattı! Kalpte iman, sanatta irfan, dudakta duman` mülahazasıyla Safer Baba`nın hediyesini aldık, öpüp başımızın üzerine koyduk. Sonrasında Muzaffer Ozak Rahmetullahi Aleyh`in halifesi, Nû rettin Dergâhı`nın türbedârı Safer Baba (ks) 1999 yılında ebediyet âlemine sefer edinceye kadar pazartesi ve perşembe günleri tertip edilen zikir meclislerine, kimi vakitlerde de cumartesi sohbet halkalarına dâhil olduk. Rahmetullahi aleyh.)

Yarın: Hakikat Rasulullah`tır.