19 Ekim 2021, Salı
Son Dakika

Vâlâ Sidar: Allah ölene kadar kapımdan atı eksik etmesin.

14.10.2021

‘Türk atçılığının yüzakı: Vâlâ Sidar” Sözlü Tarih yazı dizimizin üçüncü bölümünün öznesinde Vâlâ Sidar’ın askerliği, evliliği ve ticaret hayatı var…

İbrahim Ethem Gören: Vâlâ Sidar’ın bir askerlik hatırasını nakletmenizi istirham ediyorum…

Kaan Sidar: Babam askerliği sırasında dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın yakın koruması olarak görev yapmış. Babamın Komutanı eski süvari subaylarından Muzaffer Batur’dur. 

Muzaffer Batur, Celal Bayar’ın yarış atlarıyla da ilgilenir ve babam da ona yardım edermiş.  Muzaffer Batur’ un oğlu merhum gazeteci ve binici Yalçın Batur’u babam omuzunda gezdirirmiş. Yalçın Batur’un oğlu Murat Batur da başarılı bir binicidir ve Binicilik Federasyonu’nun Genel Sekreteri’dir.

Celal Bayar da atlara düşkünlüğüyle bilinir…

Evet, atları vardır ve Celal Bayar’ın Tufan adlı atıyla birçok yarış kazanılmıştır. Tufan’a  yarışlarında yine muhafız alayında askerlik yapmakta olan Ekrem Kurt binermiş. Babamın Ekrem Kurt ile dostluğu askerlik günlerine dayanıyor.  Babamın alayda nöbetçi olduğu bir hafta sonu telefon çalıyor. Hattın ucunda Adnan Menderes var. 

Hangi mülahazayla aramış?

Şöyle ki Aydın Menderes’in düğmesi kopmuş diktirecek kimse yok. Başbakan çaresiz kalmış terzi arıyor. Babam alayın terzisini yanına alıp cipe atladığı gibi başbakanlık konutuna gitmiş, düğme dikilmiş, Adnan Menderes de babama kahve yaptırıp, yanağını okşayıp teşekkür etmiş. Böyle birçok hikâye var. Aklıma gelenler bunlar.

Eyvallah… Babanız askerlikten geldikten sonra hangi işlerle meşgul olmuş?

Babam askerden döndükten sonra kısa süren bir evlilik yapmış. Bu arada Reşat dayımızdan ayrı olarak kendi ayakları üzerinde durmaya karar verip ticaret hayatına atılmış. 

Bu alanda neler yapmış?

Bir müddet Tikveşli firmasının distribütörlüğünü yapmış, daha sonra otomobillerle olan ilgisi nedeniyle Kızıltoprak’ta dedemin köşkünün bahçesinde bir atölye kurarak servis hizmeti vermeye başlamış. 

Burayı hatırlıyor musunuz?

Ben bu ilk atölyeyi çok iyi hatırlıyorum.  Hatta üç yaşındayken bir kaza yapmışlığım da var. 

Üç yaşında nasıl bir kaza!

Şöyle… Babamın bir arkadaşının Cadillac marka arabasının kontağını açarak bitişik evin bahçe duvarını yıkmışım, araba da hafif hasar görmüş. Babam oturduğu yerden bir bakmış ki araba kendi kendine hareket ediyor! Küçük olduğum için görünmüyorum. Arabanın kaydığını zannetmişler. Koşup bakınca beni direksiyon mahallinde gören babam şok geçirmiş. 

Neyse ki ucuz atlatmışsınız. Sonra…

Şükürler olsun. Bu derme çatma atölye daha sonra eski Kızıltoprak karakolunun altına taşındı. Orayı da hatırlarım. Karakolda görevli polisler beni çok severler, kucaklarından indirmezlerdi. Babam burada hem servis hizmeti verir, hem de otomobil alım satımıyla uğraşırdı. Daha sonra uzun yıllar faaliyet gösterdiği Kızıltoprak PTT’sinin altında, Bahargülü sokaktaki iş yerine taşındı. Burada komple servis hizmeti vermenin yanısıra sigorta acenteliği, yedek parça ticareti  de yapıyordu. 

Kaç kişilik bir ekibi vardı?

Elli-altmış kişilik büyük bir ekibi vardı. Bununla birlikte 4. Levent, Bakırköy ve Merdivenköy’de  de şubeleri vardı. Bu arada Otomotiv sanayiinin geliştiği 1970’lerde bu işten iyi anlayan Mıgırdıç Usta’yı yanına alarak akü imalatına başladı. Sidar markasıyla üretilen bu aküler çok kaliteliydi ve kısa sürede rağbet gördü. Ancak Mıgırdıç Usta’nın Fransa’ya göç etmesiyle bu iş devam edemedi. Babam bunun üzerine o dönemin ünlü markalarından EAS’ın Anadolu yakası başbayiliğini alarak akü ticaretini devam ettirdi.

Babanız validenizle ne zaman evlenmiş?

Babam ilk eşinden boşandıktan sonra annem Muazzez hanım ile 1961 yılında bir arkadaşının nişanında tanışıyor ve kendisine âşık oluyor. Yıldırım nikâhıyla evleniyorlar. Babam, dedem ve babaanneme sürpriz yapıp, “size gelin getirdim” diyerek annemi Kızıltoprak’a getirmiş. Annem o tarihte Aksaray Valide Camii ve Pertevniyal Lisesi arasında kalan Dağarcık sokakta üç katlı bir ahşap evde anneannem ile birlikte yaşıyor. Annem İstanbul Kız Lisesi mezunu ve o dönemde Yapı Kredi Bankası’nın Sultanhamam şubesinde memur olarak çalışıyor. Bizimkiler/babamın ailesi kısa süren bir şoktan sonra annemi öz kızları gibi benimseyip bağırlarına basmışlar. 

Büyük aile olarak kaç yıl hep birlikte huzuru yaşadınız?

Yaklaşık yedi yıl birlikte yaşadıktan sonra biz ayrı eve taşındık ama hep yakınlarında olduk. 

Evlilik hayatları kaç yıl sürdü?

Annemle babamın evliliği babamın vefâtına kadar 50 yıl sürdü. 

Kaç kardeşsiniz, kardeşlerinizi de tanıyalım.

1966 doğumlu Elif adında bir kız kardeşim var. 

Babanız büyüdüğünüzde ne olmanızı isterdi? Sizi herhangi bir mesleğe yönlendirdi mi?

Babam benim iyi bir eğitim alam için her türlü imkânı sağladı. Ancak ne okuluma, ne üniversite seçimime ne de meslek seçimime hiç karışmadı. Ben de başarılı bir öğrenciydim zaten. Kendi karalarımı hep kendim verdim.  Babamın hareketli bir hayatı olduğu için işinin başında devamlı durmazdı. İlk iş hayatına atıldığı günden beri hep yanında olan ve “baba” diye hitap ettiği Lütfü Zaimoğlu genel müdür konumundaydı, onun da hesaba kitaba bakan yardımcıları vardı. Benim  “dede” diye hitap ettiğim “Lütfü Baba” çok muhterem ve saygın bir kişiydi. Ailesiyle de çok yakın ilişkimiz vardı. Lütfü Baba 1982 yılında vefât ettikten sonra babamın işleri yavaş yavaş küçülmeye başladı ve 1994 yılında da tüm işleri tamamen tasfiye oldu. 

Vâlâ Bey’in hayattan beklentileri nelerdi?

Merhum babam iş konusunda çok kuvvetli öngörüleri olan müteşebbis ruha sahip bir kişiydi. Ancak maceraperest bir ruhu olduğu için daldan dala atlar, fazla sebatkâr davranmazdı. Eğer işine odaklanmış olsaydı Türk otomotiv sektörünün önde gelen sanayicilerinden biri olabilecek potansiyele sahipti. Ancak o önce çok başarılı olduğu, önce İstanbul Yelken sonra Fenerbahçe Kulübü formasıyla yarıştığı yelken sporunu ve sonra da atları tercih etti ve bundan hiç pişmanlık duymadı. “Allah ölene kadar kapımdan atı eksik etmesin” diye dua ederdi ve bu duası da kabul olundu. 6 Temmuz 2010 günü Kızıltoprak Zühdü Paşa Camii’nde babamın cenaze namazı kılınırken atımız Carduelis de Ankara hipodromunda start aldı. Cenaze nedeniyle atı koşudan silmek isteyen antrenörümüze bu izni vermedim.

‘En büyük hedefi’ diyebileceğimiz gayesi neydi?

Babamın hedeflerini düşündüğümde atçılık ve yetiştiricilikte başarılı olmak en büyük hedefiydi diyebilirim.  İşini bir amaç olarak değil bu hedefine varmak için bir araç olarak görüyordu. Bunu kısıtlı imkânlara rağmen bir ölçüde başardı da. 

Atçılık ve yetiştiricilik son derece masraflı ve külfetli bir iştir. Bu işi layıkıyla yapmak istiyorsanız büyük bir servete sahip olmanız gerekir. Rahmetli babaannem atlara “kuyruklu değirmen” derdi.  Bu yüzden dünyada ve ülkemizde öne çıkan eküriler varlıklı insanlara aittir. Bunlar bazı istisnalar hariç attan pek anlamazlar ama maddi güçleri sayesinde iyi antrenörler ve uzmanlarla çalışırlar, kuvvetli altyapıları sayesinde başarılıymış gibi görünürler ama bilanço dip toplamda genellikle zarar yazar.

Bahsettiğiniz gayeye ulaşınca nasıl bir haleti ruhiye içerisine girdi?

Babamdaki at sevgisi başka türlü bir şey, doğuştan gelen fıtrî bir sevgiydi. Bizim soyumuz babaannemin anne tarafından Kırım Hanı 2. Mengli Giray’a dayanır. Büyük büyük annemiz Mengli Giray’ın kızıdır. Ben bu at sevgisinin kökeninin genlerimize bağlı olduğuna inanıyorum. Ailemizin bu kolunda ünlü Süvari Subayları ve generalleri de bulunmaktadır. Babamın da bu at sevgisini Tatar kökenine borçlu olduğunu düşünüyorum. 

Atları arasında babanızın gözdeleri hangi safkanlardı?

Babamın bütün atları gözdesiydi. Ayırım gözetmezdi ama içlerinde Yalel, Royal Dancer, Kızıltopraklı ve Ruby’nin ayrı yerleri vardı.

YARIN: Kaan Sidar: Babamın seveni çoktu.


Yorum Ekle
Ali Osman Tuncer
14.10.2021 17.13.58

İbrahim bey selamlar sağlıklı günler dilerim sizlere kültür Sanat faaliyetlerinine ve kitap sergi katalog yazılarına köleniz de yer verirmisiniz