07 Ağustos 2020, Cuma
Son Dakika

Yayıncıların duayeni Mümin Çevik

Teknolojinin hâkim olmasıyla gazetecilik büyük değişim gösterdi. Habere, bilgiye artık daha kolay ulaşılıyor. Değişim sadece bununla sınırlı kalmadı. Hayatın içinden beslenen, sokağın sesi olan gazeteci yok artık. Mümin Çevik, sokağın sesinin belki de yaşayan son temsilcisi.
06.04.2020 12.35.06

ŞEHRİ DURLANIK

Bugünden bakınca “Gazeteci olunmaz, doğulur” sözünün vücut bulmuş hali diyebileceğimiz meslek büyüklerimizden Mümin Çevik, gazetecilikten, medya patronluğuna uzanan ilgi çekici serüvenini bütün detaylarıyla İttifak Gazetesi’ne anlatı.

Mümin Çevik

Gazetecilik hayatınızı anlatır mısınız?

Gazeteciliğe ilgim çocukluk yıllarıma dayanıyor. Gazetecilik bende öyle bir tutkuydu ki halamın asker oğluna asker mektubu yerine yaşadığımızın kasabanın olaylarını anlatan gazete hazırlar, gönderirdim. ‘Bereket’ adını verdiğim gazetem, harita metot defterinin ortasından kopardığım sayfalardan oluşurdu. Gazeteme semtimizin bakkalı ‘Kanaat Bakkaliyesi’nden ilan bile almıştım. Gazetemin içeriği kasabamızda gelişen olayların derlemesinden oluşuyordu. Bir defasında kasabamıza gelen Necmettin İzmirli isimli doktorun gelişini ona gönderdiğim gazete şeklindeki mektupta bildirmiştim. İlk okul bitince de Konya’daki gazetelere yazılar göndermeye başladım. İstanbul’a gelince Türk Haberler Ajansı’yla tanıştım.

Lakabım ‘Gecelerin Bekçisi’ydi

Sonra Vakit Gazetesi’nde çalıştım. Bana arkadaşlarım ‘Gecelerin Bekçisi’ derdi. Sabahları fotoğrafları erkenden indirir, geceleri gelen telefonları not alırdım. Gece bekçiliğim böyleydi. O sürede canım sıkıldıkça yazılarımızı Anadolu’daki gazetelere gönderirdim. O gazetelerde yayınlanırdı.

‘Yazarımız Mümin Çevik şehrimizde’

Lise yıllarımda kağıt fabrikasını görmek için İzmit’e gittiğim bir gün, yazılarımı gönderdiğim yerel gazetelerden biri olan ‘Türk Sesi’ne uğradım. İçeri girdim, kendini tanıttım, çay söylediler. Sabah bir baktık gazeteye, ‘Yazarımız Mümin Çevik’ şehrimizde diye manşet atmışlar. Lise talebesiyken 1953-1954 yılında Hür Vatan’da da çalıştım. Sonra hukuk fakültesine yazıldım. Basın Yayın’da doktora da yaptım. Sadece tezim kalmıştı. Lisans sınavını vermediğim için bitiremedim.

Yayıncılık hayatına nasıl başladınız?

Sonra yayıncılığa yöneldim. 1982 yılında aktüel ‘Köklüçınar’ gazetesini devraldım. Türkiye Gazetesi’nin tesislerini de satın aldım. Böylelikle yayıncılığa başladık. Yayıncılık hayatında da başarılı işler yaptık. İlan hakkı olmayan bir gazetem daha vardı. Tasfir isimli gazete 12 sayfaydı. Fürüzan Tekil baş makale yazıyordu. Ciddi bir gazeteydi. Ama sonradan sattık. Gazete işini ya adam gibi yapacaksın ya da yapmayacaksın.

Hangi kitapları çıkardınız?

16 ciltlik Konyalı Vehbi Hoca’nın Kur’an Tefsiri, 10 ciltlik Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 12 cilt Cevdet Paşa Tarihi ve Anbar Tarihi’ni çıkardım. Anbar tarihini hem Sabah hem de Milliyet gazetesi kupon karşılığında verdi. Hatta Osmanlıca’dan bizzat çevirilerini benim yaptığım kitaplarda yayınladık. Ben yaşlanınca, oğlum devam ettirmek istemedi.

Babiali’deki değişimi anlatır mısınız?

Artık Babıali falan yok. Gazeteler dışarıya gidince Babıali ile beraber ruhu da kayboldu. Yazarı, çizeriyle gazeteciler halkla beraberdi. Normal vatandaş ünlü köşe yazarlarına kolayca ulaşabiliyordu. Kafanızı çevirdiğinizde yakasında gülüyle Milliyet Gazetesi’nden Şükrü Baba’yla gözgöze geldiğinizi düşünün. Yanınızdan geçenin kalpağıyla, beresiyle Ulunay’ı hayal edin. Peyami Sefa’yı, Ahmet Emin’i düşünün. Ahmet Emin, hayattan beslenen, gözlemlerini haber yapan biriydi. O günlerde kitaplar, kitapçılar, gazetelerde Babıali iç içeydi.

Ben yaşayan en yaşlı yayıncıymışım

Hür Vatan’da çalışırken Ahmet Emin’le, Beşiktaş’ta çıkan Tasfir gazetesinde çalışırken Peyami Sefa ile tanıştım. Necip Fazıl’ın da kitaplarını bastım. Mehmet Niyazi Özdemir benim sınıf arkadaşımdı. Almanya’da misafirleri oldum. İSAM kütüphanesinde ben doktora tezini hazırlarken o da romanını yazıyordu. Masalarımız yan yanaydı. Bana ‘Mali Müşavirim’ derdi. Mehmet Şevket Eygi ile de tanışıyorum. Çevremde bana yayıncıların duayeni diyorlar. Ben yaşayan en yaşlı yayıncıymışım.

Gazetecilik ve yayıncılık hayatınızda ne tür zorluklarla karşılaştınız?

İhtilal dönemlerinde çok baskı vardı. Şimdi bir şey yok. Her gün telefon ediyorlardı. Binbaşı manşeti oku bakalım diyordu. Beğenmediği bir haber olduğunda tutuklanmanız işten bile değildi. Beni de Yeni İstiklal’in Yazıişleri Müdürüyken Baydemir hadisesinde hapse attılar. Ama suçsuz olduğum için ceza almadım.



Yorum Ekle