DOLAR
6,0845
EURO
6,8235
ALTIN
251,3263
BİST100
86.072

Ziya Gökalp’e Göre Kadın Kıyafeti

08.03.2019 00:00

Ülkemizin son yirmi beş senesine damgasını vuran birinci olay bölücü terör örgütü, ikincisi de kadın kıyafeti konusundaki tartışmalardır. Her iki durum da önemli oranda gücümüzü azaltmıştır. Ziya Gökalp’in kadın kıyafeti konusundaki görüşleri nelerdir? Ziya Gökalp’in bu konudaki görüşleri Türkiye’de ilk defa bu yazıda ele alınmaktadır. İlginç olan şudur ki son yirmi beş yılımıza damga vuran kadın kıyafeti konusunda hiç kimse, grup, parti ya da bilim insanı Ziya Gökalp’e müracaat etmemiştir.

Günümüzde bu konuda kullanılan kavramların hepsi de gerilim yüklü olduğundan dolayı biz burada Ziya Gökalp’ın kullandığı “kadın kıyafeti” kavramını kullanmakla yetineceğiz. Çünkü bu olguyu en kapsamlı olarak “kadın kıyafeti” kavramının yansıttığını biz de düşünmekteyiz.

Yine bu konudaki tartışmalar dünyada olduğu gibi ülkemizde de daha çok erkekler tarafından yapılmaktadır. Hatta tartışmalara katılanların yüzde doksanını erkekler oluşturmaktadır diyebiliriz. Yine ülkemizdeki kadınların en yüzde doksanının da hemcinslerinin kıyafetlerini asla sorun etmedikleri kanaatindeyim. Bütün bu kavga, gürültü ve patırtı içerisinde hiç kimse Ziya Gökalp’in bu konudaki görüşlerine atıfta bulunmamıştır. İttihat ve Terakki Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ideologu ve Atatürk’ün fikirlerinin babası olarak nitelendirdiği Ziya Gökalp’ı bu tartışmaların dışında tutmak biraz abes değil mi?

Gökalp’in yazdığı kadın kıyafeti konusundaki görüşleri İttihat ve Terakki Partisi tarafından genelge olarak yayınlanmış olup bu genelgenin tam metni Kazım Nami DURU tarafından yazılan İttihat-Terakki Hatıralarım (İstanbul,1957 ) adlı eserin 77–81. sayfalarında yer almaktadır. Yine Alaaddin Korkmaz, Ziya Gökalp isimli eserinde de (Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul,1994 ss.214–218) bu genelgeye atıfta bulunulmuştur. Mehmet Emin Erişirgil’in, Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp (Remzi Kitapevi, İstanbul,1984.ss.140–145) isimli eserinde konuyu etraflıca ele almaktadır.

Erişirgil’in anlatımına göre; yine sıkıntıya düştükleri bir gün Enver Paşa ile Talat Paşa, Gökalp’e akıl danışmaya gelirler. Konulardan birisi kadın kıyafetidir. Çünkü o dönemde kadınlar kamusal alanda yer almaya başlamıştır. Batılı kadın gibi mi giyinecektir yoksa o zamanki giyim tarzıyla mı kamusal alanda yer alacaktır. Aynı zamanda kadınlar kamusal alanda yer alacaksa erkekle kadının bir arada çalışması da sorun olarak Talat ve Enver Paşa’nın önünde durmaktadır. Çünkü Cumhuriyet henüz kurulmamıştır.

Gökalp meseleyi öncelikle medeniyet meselesi olarak görmektedir. Ona göre kadınlar da tıpkı erkekler gibi kamusal ve iktisadi alanda aktif olarak yer almalıdır. Almalı ki ülkemiz çağdaş dünya ile yarışabilmelidir. Bundan sonra Gökalp, Türkiye’de hiç kimsenin dile getirmediği fakat herkesin ve her kurumun ihtiyacı olan konuşmasını yapar:

“Bir kere kadın giyimine devletin karışması elbette ki vicdani amme isteğine uygun olamaz. Çünkü Batı medeniyeti içinde bir millet olmak kararlılığında mıyız, değil miyiz? Şüphe yok ki evet diyeceksiniz. O halde size soruyorum: Batı medeniyetine dâhil milletlerde devlet, kadın giyimine karışıyor mu? Kadınlarımızın giyinişi olsa olsa dini, ahlakı, modayı ve fenni alakadar eder. Dini alakadar eden işlerde söz veya yazı ile müftüye müracaat olunur, devlete değil… Müftünün söylediklerini yapıp yapmamanın hesabı da ahirette görülür. Buna devlet karışamaz. Ahlak cihetine gelince, buna da devlet müdahale edemez. Ahlakçılar konferanslar verir, makaleler yayımlar; şöyle giyinmeli, böyle giyinmeli der. Bunların sözleri umumi vicdana uygun olursa halk başka türlü giyinmeye çalışan kadın hakkında ayıplama suretiyle baskı yapmaya çalışır. Devlet kadınlara; şöyle giyinmeye mecbursunuz! diyerek vergi almak gibi hukuki bir mükelleflik haline sokarsa, kadınlarımızın izzetinefsine karşı hakaret etmiş olur ki, buna Türk kadını tahammül etmeyecek ve günün birinde muhakkak sufrajet’ler gibi (Fransa’da oy hakkı için mücadele eden ve örgütlenen birinci dalga feministlere verilen isim) teşkilatlanarak intikamını alacaklardır.”

Ziya Gökalp burada durur. Sonra oldukça hiddetli bir sesle Enver Paşa’ya:

“Paşa der. Demin Merkez Kumandanlığına tebligatta bulundum, dediniz. Nasıl tebligatta bulunduğunuzu bilmiyorum. Fakat örtünme şöyle olacak, böyle olacak şeklinde ise rica ederim geri alınız. Onun yerine, devlet kadın giyinişine asla karışamaz. Buna müftü, ahlak uleması, terzi ve doktorlar karışır. Akıbetine razı olmak şartıyla onların teklif ve görüşlerine kadın isterse uyar, isterse uymaz… Diye tebligatta bulununuz.

Bir nokta daha var: Bence bütün daireler memur alacakları zaman imtihan açmalı, kadın-erkek kim başarılı olursa onu almalıdır.”

Ziya Gökalp bu heyecanlı konuşmasını bir hafta önce yazdığı Meslek Kadını başlıklı şiiriyle tamamlar. Hocadan ders alan paşalardan Talat yolda Enver Paşa’ya; “İçimizde şu bizim hoca olmasa çok sıkıntı çekerdik. Ne vakit geri bir hareketten bunalırsam hoca imdada yetişir” diyerek Ziya Gökalp’e olan hayranlığını ifade etmektedir.

Kadın giyimi konusu her tartışıldığında aklıma bu satırlar gelir. Doksan yıl önce bizden daha çağdaş, insan haklarına dayalı ve aydınlık görüşlerinden dolayı Ziya Gökalp’in önünde saygı ile eğilirim. Günümüzdeki ilkel tartışmalara kulaklarımı tıkamaya çalışsam da ağlanacak halimize için için acırım.

Birden aklıma üniversite yıllarım düşer. Türk Dili Edebiyatı Bölümü’nde okuduğunu tahmin ettiğim biri başörtülü, diğeri başı açık can ciğer kuzu sarması iki kızın merdivendeki, banktaki, kütüphanedeki, yemekhanedeki, derslikteki… Kısacası fakültenin her tarafındaki siluetleri gözlerimde canlanır.

Ve Tagore misali öyle bir ülkenin hayalini kurar, dururum.


Yorum Ekle