Mütefekkir Abdurrahman Dilipak “Piyasalardaki hareketliliğe aldanmayın” başlığıyla, Elips Haber’de kaleme aldığı yazısında piyasalardaki canlılığa farklı yorum getirdi. Dilipak canlılığı paniğe bağlayarak şu ifadelere yer verdi:

Piyasalarda göreceli bir canlılık var. Sanki bu canlılık daha çok panikten kaynaklanıyor gibi… Bir de AVM’lerdeki kalabalıklara kanmayın, kalabalıkla alışveriş aynı oranda değil. Bir mağazaya girip, bir pantolon bir gömlek almıyor insanlar; bir yerden indirime giren bir gömlek, başka bir mağazadan indirime giren bir pantolon, ötekinden kemer, bir başkasından kemer alıyor. O zincir marketlerde de durum farklı değil, birinden yağ, ötekinden pirinç, bir başkasından fasulye alıyor.

Piyasada üretici de şikâyetçi, tüketici de, tarım sektörü de, kimse önünü göremiyor, yarınından endişeli. Bu sandığa yansıyacak ve olacakları hep birlikte göreceğiz. Bu gidişle ülke olarak ağır bir bedel ödeyeceğiz. Görünen o…

Öte yandan özellikle yabancı marka, lüks mağazalarda, zengin mahallelerde elbette böyle değil. Onlarda da hastalık seviyesinde bir alışveriş tutkusu söz konusu. İtibarları marka ve üstlerindeki-başlarındakine bağlı olduğu için o konuda tasarrufta bulunmuyorlar. Başkalarında olmayanın kendilerinde olması için en pahalı, daha pahalı olanını seçiyorlar. Bu makas giderek açılıyor. Zengin’in daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir döneme girdik. Bu fay hattı harekete geçtiğinden beklenen İstanbul depreminden daha büyük bir deprem oluşturur ve bütün Türkiye’yi sallar.

Bu yoksulluk ve gayrimeşru zenginlik zaten daha şimdiden aileleri, gençliği, piyasayı yiyip bitiriyor. Din, ahlak, gelenek, hepsi birden çöküyor. Din de, ahlak da, gelenek de folklor oldu ve magazinleşti. Her şey, adeta alınıp satılan bir Meta’ya dönüştü.

Şimdi herkes seçim sonuçlarını merak ediyor. Bana sorarsanız kimse kendini garantide görmüyor. Bir de kazananda kendi akıbetinden korkuyor. Çünkü sallantıda bir seçim sonucu ve ülkenin geleceğine bakıp, yapının kendi üstüne çökmesinden korkuyor. Bakmayın onların esip gürlemelerine, bol keseden vaatlerine…

Bana göre, (Şüphesiz geleceğin gaybi bilgilerini yalnız Allah bilir) seçimin sonucunu merkezkaç oylar belirleyecek gibi görünüyor, kendi penceremden baktığımda. Bugün ülkenin iki büyük partisi AK Parti ve CHP. 14 Mayıs 2023’teki milletvekili seçimlerinde alınan oylar şöyle: AK Parti %35.60, CHP %25.60. Önümüzdeki seçimde, benim gördüğüm, sandığa gidecek seçmen sayısı azalacak. AK Parti de CHP de en az %5’er oranında oy kaybedecek. Seçimin sonucunu kimin ne kadar kazandığı değil, kimin nerede ne ölçüde oy kaybettiği belirleyecek. Çünkü yerel seçimlerin mantığı farklı. Bu seçimde çok farklı etkenler var ve süreç çok dinamik… Sandığa Gazze’nin gölgesi düşüyor. Bu durum CHP’den çok AK Parti’yi zora sokar. Ekonomik durum, pahalılık, hukuksuzluk…

Yamalı bohça koalisyonları ile ancak salt çoğunluk sağlanabiliyor. Biz başkanlık sisteminde koalisyon olmayacak sanıyorduk, gelinen noktada iktidar da muhalefet de hatta seçimden önce koalisyon kuruyor. Evdeki hesap birçok konuda olduğu gibi çarşıya uymadı. Kuvvetler ayrılığı da gerçekleşmedi. Tek parti dönemindeki Monarşik Cumhuriyet’e benzer bir yapı çıktı ortaya…

2023 Cumhurbaşkanı Seçiminin sonucu nasıldı? Recep Tayyip Erdoğan %49,50, Kemal Kılıçdaroğlu %44,90, Sinan Oğan %5,20, Muharrem İnce %0,40

2023 Milletvekili Seçimi: Cumhur İttifakı%49,50 323 Milletvekili, Millet İttifakı%35,04 212 Milletvekili, Emek Ve Özgürlük İttifakı %10,56 65 Milletvekili, Ata İttifakı%2,43, Sosyalist Güç Birliği%0,29

AK Parti %36,30 266 Milletvekili, CHP %25,80 168 Milletvekili, YSP %9,00 62 Milletvekili, MHP %10,30 51 milletvekili, İYİ Parti %9,90 44 milletvekili, YRP %2,90 5 milletvekili

AK Parti “ben gidersem, benden sonrası tufan” diyor. Ama artık AK Parti’ye güven duymayanlar, buna karşı “gitsin de ne olacağını görelim” diyorlar. Çünkü durum toplumun bir kesimi için dibe vurdu. Daha doğrusu işler bu şekilde devam edecek olursa kötüleşme devam edecek ve bu iş bir yerde patlayacak. O gün geri dönüş de olamayacak. Bu gün AK Parti frenlenirse, tabandan gelen bu sese kulak vermek zorunda kalırsa, bu gün biraz gerilerse kendini toparlamak için bir fırsat doğabilir. İktidarın kontrolü kaybettiğini, günü kurtarmaya çalıştığını, gerçekleri söylemediklerini, tutarlı bir politika izlemediklerini söylüyorlar.

Ya “ötekiler gelirse” korkusu da aşılmış durumda. AK Parti’ye küskün ve kırgın olsalar bile, AK Parti’ye karşı bugün için fiili bir karşı duruş sergileme konusunda cemaat, STK’lar, yani örgütlü toplum isteksiz. Öte yandan aynı çevreler, bugün AK Parti’nin yaptığı bazı şeyleri CHP’liler yapacak olursa, 28 Şubat’ta olduğu gibi halkın kitlesel olarak karşı durabileceğini, direnebileceğini söylüyorlar. Hatta biriken öfke CHP’ye karşı patlayabilir.

Benim “AK Parti içindeki FETÖ’nün zihniyet ikizi AKP’liler ve AKP’nin Papatyaları” eleştirisi bugün anlamını yaşanan somut gerçeklerinde kendisi apaçık gösteriyor. Bu çevrelerin söz ve eylemleri sonucu iş ciddiyet ve samimiyetini kaybetmekten öte artık tutarlı bir siyaset de izlenmiyor.

AK Parti ‘İstanbul Sözleşmesi’nden bağını kopartmadı. HABAT ve AGARTHA konusunda bir açıklama yapmıyor, GlobalReset, İklim politikası, DSÖ’nün dayatmaları, Gıda politikası, 5G, Gazze konusunda net bir şey söylemiyor. Aile, gençlik, uyuşturucu, kumar, adalete ilişkin yakınmalar konusunda da beklentilere cevap vermiyor.

Görünen o ki, bu önümüzdeki seçimlerde sonucu “merkezkaç oylar” belirleyecek. Bu seçimlerde ittifaklar, aslında “ilke” üzerinde değil, “menfaat” üzerine kurgulanıyor. Partiler daha çok “mantık evliliği” yapıyor. Daha “Egosantirik” davranıyorlar. Daha agresifler. “Ötekinden korku” yerine kaybetmelerinin “kendi gelecekleri için oluşturacağı tehdit”den korkuyorlar. “Daha fazla kazanmak”değil, “kazanımlarını / mevcudu kaybetmek”ten korkuyorlar.

Genç hakem Yusuf Bulut kalp krizinden vefat etti Genç hakem Yusuf Bulut kalp krizinden vefat etti

Seçimin sonucunu belirleyecek olan,  daha fazla kazanacak değil, kim daha fazla kaybedecek olduğudur. Burada bir kesimden ötekine gitmekten söz etmiyorum, ama kendi geleneksel tabanından uzaklaşıp, “Araf”ta kalmalarından söz ediyorum. İlk kez, böyle bir durum yaşanıyor. İnsanlar geleneksel aidiyet bağlarını koparıyor. Din, mezhep, parti, ideolojik (Sağcı, solcu, milliyetçi, liberal, dindar, laik) aidiyet ya da hemşehricilik, hatta menfaat birliği bile artık eskisi kadar güçlü değil. Toplum atomize oldu, daha da kötüsü nötralize oldu. Daha da kötüsü, neye ve kime inanacağını şaşırdı, Deizmden beter, Agnostik oldu. Bir intihar toplumu olma yönünde emin adımlarla ilerliyoruz. Siyaset, ideolojik baronlar, FETÖ’den başlayarak, ona öykünen, onun zihniyet ikizi cemaat görünümlü din baronları ve STK kılıklı menfaat çeteleri eli ile bunu başardılar.

Seçime giderken siyasilerin diline bakar mısınız, hepsi, bana, benim partime oy ver, seni kalkındıralım diyor. Sizin bir şey yapmanıza gerek yok. Onlara güvenin ve gerisini merak etmeyin siz. Yalan söylüyorlar. Peygamberler bile böyle bir şey söylemediler. “Siz kendinizi değiştirmeden Allah sizin hakkınızdaki hükmün değişmediğini göreceksiniz” dediler. Göklerin hazinesi, ya da göklerin ordularının komutası benim elimde değil” dediler. Bu iddia sahipleri İslam’a göre İlahlık ve Rablik taslamış oluyorlar. Din ve devlet büyüklerini, daha doğrusu Allah’tan başka kimseyi İlah ve Rab edinmeyin denmedi mi bize. Bakın bu kötü gidiş karşısında birbirimizi suçlamayı bırakıp, biz hepimizin az ya da çok, oranları farklı da olsa suçlu olduğumuzu itiraf edelim ve değişime kendimizden başlayalım. “Biz insanız” diyelim ve farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşama iradesini güçlendirelim.

Bu seçimde hangi partiden olursak olalım, partizanlık yapmayalım, hangi partiden olursa olsun, kimin adayı daha akıllı, daha dürüst, daha cesur ona bakalım. Kime oy verirseniz verin, onu denetleyin, yanlış bir iş yaparsa, oy verdim diye kendi zaliminizi, ahlaksızınızı desteklemeyin, ona ilk taşı siz atın,  Hz. İsa örneğinde olduğu gibi. Sizin oy verdiğiniz namussuzu taşlayanı taşlamayın. Adil şahitler olalım. Haksızlık kimden gelirse gelsin kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı, hırsıza karşı olalım, o haksızlık yapan babamız da olsa, haklı olan düşmanımız da olsa.

Seçim sonuçlarına bakın. Hem oransal olarak bakın, hem de sayısal olarak. Kim oransal ve sayısal olarak gerilerse, o parti hem ülke siyasetinde, hem kendi partisi içinde kaybedecek. Onlarla birlikte sadece o parti mensupları değil, bu ülke halkı olarak biz birlikte kaybedeceğiz.

Ah! Keşke siyasetin, iktidarı ile muhalefeti ile aklı ve ahlakının yüceldiği bir ülke ve halk olsa. Yarıya yakını birbirini hain ilan eden ve ülkeyi ötekinden kurtarmaya çalışan bir toplum iflah olmaz. Kendi dini, tarihi, geleneği ile başı belada bir toplum iflah olmaz. Böyle gidersek, kim giderse gitsin, kim gelirse gelsin, daha beter günler bizi bekliyor (Allah korusun).

Selam ve dua ile…

Kaynak: HABER MERKEZİ