Whatsapp Görsel 2024 04 16 Saat 21.00.46 14Efd110

Şairler Sultanı üstat Necip Fazıl Kısakürek bir gün “Son Osmanlılar”dan yazar Münevver Ayaşlı’ya sorar: “Ben vatanseverlik ölçüsü olarak bir test buldum. En koyu vatansever görünenlere soruyorum: ‘Abdülhamid Han’ı sever misiniz?’ Böylece onu sevenlerin gerçek vatansever olduğunu anlıyorum.” Münevver Ayaşlı’nın karşılığı zarif ve anlamlıdır: “Ben de bu teste bir ilâve daha yapmak istiyorum. ‘Necip Fazıl’ı sever misiniz?’ diye sormak lâzım. Verdikleri tepkiye göre vatanseverlik ölçülerini tespit edebilirim.” Aynı test bugün de niçin uygulanmasın. Ben de soruyorum: “Münevver Ayaşlı’yı sever misiniz?” Verilen cevaba göre kendime göre hüküm çıkarıyorum.
  10 Haziran 1906 tarihinde Selanik’te doğan Münevver Ayaşlı, kelimenin tam anlamıyla Osmanlı zarafet timsaliydi. Selanik muhaciri bu imanlı ve cesur Türk hanımefendisi, Viyana Büyükelçisi Sadullah Paşa’nın oğlu Nusret Bey ile evlenmişti. Eşinin sefir (büyükelçi) olmasından dolayı birçok ülkeyi dolaştı. İyi bir eğitim alan, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca bilen Ayaşlı, saray kadınlarına yakın olmuş, Osmanlı adap ve erkânı ile büyümüştü. Ömrünü gazetelere ve mecmualara yazdığı yazılarla geçirdi. Vefatına kadar Beylerbeyi’ndeki yalısında hatıralarını kaleme almaya devam etti. 20 Ağustos 1999 tarihinde vefat eden yazarımız, Rumelihisarı Aşiyan Kabristanı’ndaki aile mezarlığına defnedildi. O, son yüzyılın, 19. Ve 20. asrın şahitlerindendir. Bütün tasavvuf büyüklerine, din hizmetkârlarına hürmet eden yazarımız, Mevlânâ muhibbiydi. Beylerbeyi’ndeki yalısına yüzlerce münevver, yazar, sanatkâr, devlet adamı, ilim ve fikir adamı ziyaret etti. Yakın çevresinde bulunan bizlerin hitap ettiği şekilde “Hacıanne”, ziyaretine gelenlerle memleket meselelerini uzun uzun müzakere etti.

Sultanahmet Sohbetleri-2 Sultanahmet Sohbetleri-2

3 Munevver Ayaşlı (2)
Münevver Ayaşlı, her şeyden önce bir İstanbul hanımefendisiydi. Hep İstanbul’u anlattı. Kadın kimliği, Osmanlı saray hayatı ve yeni Türkiye’nin salon kültürünü eserlerinde işledi. Tarihî dokuyu ve Türk kimliğini çok iyi bilen ve anlatan yazar, Dersaadet’te İstanbul’u bütün cepheleriyle dile getirdi.
Ayaşlı, tek romanı olan ve nehir roman adı verilen birbirinin devamı üç ayrı kitaptan oluşan Pertev Bey’de, Pertev Bey’in Üç Kızı, Pertev Bey’in İki Kızı ve Pertev Bey’in Torunları adlı üçleme kitap ile Osmanlı’ya hüzün dolu muhabbet ve selâmlarını gönderdi. Roman, Ayaşlı’nın, çok istedikleri hâlde İstiklâl Harbi’ne katılamayan Osmanlı paşalarına saygı duruşu mahiyetindedir. 
İşittiklerim, Gördüklerim ve Bildiklerim’de, köklü aile yapısı ve eşinin bulunduğu önemli devlet hizmetleri sayesinde tanıma imkânı bulduğu şair, yazar ve devlet adamları hakkındaki duygu ve düşüncelerini, sözünü sakınmadan kâğıda döktü. Bu hatıralar, bize söz konusu şahsiyetlerin karakterleri hakkında da önemli ipuçları veriyor. Rumeli ve Muhteşem İstanbul’da, kaybettiğimiz toprakların ve insanlarımızın hayat hikâyesini anlattı. Osmanlı’yı da, Birinci Cihan Savaşı’nı da, Milli Mücadele’yi de görmüş olan Ayaşlı, Geniş Ufuklara ve Yabancı İklimlere Doğru kitabında ise kendi şahsî mâcerası ile birlikte büyük bir medeniyetin tarihine ışık tuttu.
 1980 yılında tanıdığım ve vefat ettiği 1999 yılına kadar zaman zaman ziyaret ettiğim Ayaşlı, son yüzyılın Türk fikir, sanat ve edebiyat dünyasını yakından takip etmiş, çok değerli şahsiyetlerle dostluklar kurmuş, mühim tespitleri ve teklifleri olan, ismiyle müsemma gerçek bir münevverdi.
 ‘Son Osmanlı’lardan olan Münevver Hanım’ı 1985’te bir gazete adına ziyaret etmiştim. Kendisine hayatı ve eserleri hakkında bazı sorular sormuş, ayrıntılı cevaplar almıştım. Daha sonra Romancılar Konuşuyor isimli kitabıma da aldığım bu mülakatta Ayaşlı, hayatıyla ilgili şu bilgileri vermişti:

“Ben bir imparatorluk çocuğuyum. Şöyle ki, Manastır’dan Sarıkamış’a, Hopa’ya kadar Türk bayrağı altında, pasaportsuz seyahat edilirdi. İlk mektebe Halep’te gittim. İkinci Mektebe Beyrut’ta devam ettim. Binaenaleyh şimdi oraları başka bayrak altında görmeye el’an tahammülüm yoktur. Selanikli olmam babamın askerî vazifesiyle vuku bulmuştur.

    RUMELİ HASRETİ, BALKAN HİCRANI
Babam askerdi. Vazifeli olduğu Selanik’te ben dünyaya gelmişim. Zaten baba ve anne tarafından Rumeliliyim. Babam bugün Bulgar hudutları içerisinde bulunmak felâketinde olan Memlik doğumludur. Annem de Yugoslavya hudutlarındaki Manastır’da doğmuş. Ben ve ağabeyim, ikimiz de Selanik’te doğmuşuz. Büyük babam Ali Rıza Paşa Selanik’te 25 sene kumandanlık etmiştir. Kabri de Selanik’in en büyük camii olan Ortak Camii’ndeydi.
Bütün Türkler gibi ben de Bulgar mezalimi için kan ağlıyorum. Zira Bulgar zulmünün ne olduğunu yakinen bilirim. Peder merhumun oralarda çok mülkü olduğu hâlde bize bir habbe verilmedi. Bugün âdeta bir Haçlı seferleri karşısındayız. Nereye dönüp baksanız hariçte kalan Türklerin eninlerini duyuyor, gözyaşlarını görüyorsunuz. Daha cezrî tedbirlerin hükümet ve milletimizce alınması zamanı gelmiş, hatta geçmiştir.”
Ayaşlı, Osmanlı’nın son dönemini yaşamış, geçirdiğimiz felâketlere şahitlik etmiş bir şahsiyet idi. Siyasi kargaşalıkları, idari hataları acıyla ve hicranla seyretmiş mühim bir tanıktı. Fakat biz “hacıanne”nin yaşadığı dönemdeki siyasi gelişmeleri ve çalkantıları değil de daha çok kültür ve sanat camiasıyla olan münasebetlerini soruyoruz. Mesela “Makber” şairini soruyorum. Yazarımızın Şair-i âzâm Abdülhak Hâmid Tarhan hakkındaki değerlendirmesi şöyle:
“Abdülhak Hâmid Beyefendi şiirleri kadar kendisi de bir şiirdi. Nezaketi, şıklığı, zarafeti ile müstesna bir insandı. Daima latif, daima nazik, kimse aleyhinde söz söylediğini hatırlamıyorum. Maalesef çok az okunuyor, ileride daha da az okunacak. Zira Abdülhak Hâmid Beyefendinin yaşaması Türk lisanının yaşamasıyla mümkündür. O kayboldukça Abdülhak Hamid Beyefendi de uzaklaşacak ve kaybolacaktır.”
    2 Munevver Ayaslı (1)
    AZİZ İSTANBUL ŞAİRİ YAHYA KEMAL
Başka bir dev sanatkârı merak etmiştim. “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinin şairi Yahya Kemal Beyatlı’yı. Aziz İstanbul şairi Yahya Kemal’in de çok değerli bir edebî şahsiyet olduğunu söylemişti Münevver Hanım:
“Diğer büyük bir şairimiz Yahya Kemal Beyefendi’yi başkalarına nispetle, az görmeme rağmen, iyi tanıyabildiğimi, hiç olmazsa büsbütün başka bir zaviyeden görebildiğimi zannediyorum. Kendisinden şiirleri kadar, Osmanlı tarihini dinlemek de bir ömre bedeldi. O yeni baştan feveran eden bir yanardağ gibi Osmanlı tarihini anlatıyordu. Osmanlı tarihinde geçmiş en küçük hadise bile onun dilinde bir destan, bir efsane, bir şehname oluyordu. Allah’a şükür Yahya Kemal bugün de yaşamaktadır. Fakat bu lisan meselesi yüzünden onun da bir müddet sonra unutulmaya, okunmamaya mahkûm olacağını düşünerek büyük bir üzüntü duymaktayım. Yahya Kemal büyük şairdir. Herkesin şairidir. O, şiirlerini bütün edebiyatseverler, bütün şiir severler için yazmıştır. Binaenaleyh ne kadar okunur, sevilir, yayılırsa o derece iyi olur.”

ASAF HÂLET ÇELEBİ VE İSMAİL HAMİ DANİŞMEND
Münevver Ayaşlı, gençlere çok yakın olması gereken Asâf Hâlet Çelebi’nin de “çok hoş ve zarif bir şair”imiz olduğunu belirttikten sonra “Maalesef yeni nesil tarafından tanınmıyor.” demişti. Abdülhak Hâmid’in eşi Lüsyen Hanım ve Peyami Safa’nın eşi Nebahat Hanım’la dostluklarını ise, hasretle yâd ediyordu. Nebahat Hanım’ın “iyileşmez bir hastalığa, bir derde tutulduğunu, genç yaşında felçli ve yatalak” olduğunu hüzünle anlatıyordu. Münevver Hanım’ın hem özel sohbetlerinde hem de kitaplarında kendisinden en çok bahsettiği şahsiyetlerden biri de büyük tarihçimiz İsmâil Hâmi Danişment idi. Bu meşhur tarihçimizi Dersaadet müellifinden dinleyelim:
“Üzerimde büyük tesiri olan büyük şahsiyetlerden biri de büyük tarihçimiz İsmail Hâmi Danişmend. İsmail Hami Bey, tahminlerden çok daha büyük bir insandı. Frenklerin dediği gibi bagajı çok doluydu. Şöyle ki, Osmanlıcayı harikulâde bilirdi. Türkçenin künhüne vakıftı. Beyrut’ta yetiştiği için Arapça ve Farsçası da mükemmeldi. Bütün bunların yanında Fransızcası da vardı. Çok okunurdu. Kendisi hem şair hem de hattattı. Güzel yazı yazardı. Kuvvetli bir tarih şuuruna sahip dürüst bir insandı.”

    AİLEDEN KUVVETLİ DİNÎ TERBİYE
Hatıralarında anne ve babasından çok sevgi gördüğünü, özellikle babasının kendisine pek düşkün olduğunu ve kendisine “Münevverim” diye hitap ettiğini anlatan Ayaşlı, Avrupaî Osmanî Rumeli ve Muhteşem İstanbul kitabında babası Tayyar Bey’den Allah’ını, Peygamberini, dinini ve vatanını sevmeyi öğrendiğini belirtir. Henüz 10-11 yaşlarındayken babasından Muhiddin-i Arabî Hazretleri’ni duyduğunu, Şeyhü’l Ekber’e (Muhiddin Arabî Hazretleri) büyük hürmet etmeye başladığını minnet ve şükranla yâd eden Münevver Hanım, babası Tayyar Bey’in okumaya düşkün olduğunu şu satırlarla dile getirir:
“Babam kanepeye uzanır, kitap okurdu, yeşil kaplı bir kitap, hep aynı kitabı okurdu, belki bütün ömrünce aynı kitabı okumuştur, arada bir başka kitap da alır okurdu, kırmızı kaplı bir kitap... Benim en büyük arzu ve emelim büyüyünce, okuma yazma öğrenince babamın okuduğu yeşil kaplı kitabı okumaktı... Büyüdüm, yazma-okuma öğrendim, lakin yine babamın okuduğu yeşil kaplı kitabı okuyamadım, zira kitap Arapça idi. Muhiddin-i Arabî Hazretleri’nin Fusus’ül Hikemi, arada bir de eline aldığı kitap Berlitz Mektebi’nin Almanca öğreten kitabı idi. Arada bir bu Almanca kitabı okuması, Şeyhü’l Ekber’in derinliğinden dünyaya dönmek için idi.”

ZENGİN VE FARKLI PORTRELER
Bildiklerini beraberinde götürenlere çok kızdığı bilinen Ayaşlı Sultan, hatıralarını dağınık da olsa içten ifadelerle, samimi bir üslup ile yazdı. Teşvikiye’de eşi Nusret Bey’le birlikte taşındığı geniş apartman dairesinde Osmanlı bakiyesi ailelerle tanıştığı ve dostluğunu devam ettirdiği gibi, yeni tanıdığı şair, yazar ve ressamlar ile de münasebetini devam ettirdi. Bu ilgi, ona kültür ve sanat çevrelerinden hatırlı ve kıymetli dostlar kazandırdı. İlk olarak 1973 yılında yayınlanan İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim adlı eseri, bu bakımdan önemli bilgiler ve belgeler ihtiva ediyor. Yazar, bu eserinde tanıdığı ve dostluk kurduğu Abdülhak Hâmid’den Yahya Kemal’e, Necip Fazıl’dan Asaf Hâlet Çelebi’ye, İsmail Hâmi Danişmend’den Mithat Cemal Kuntay’a, Burhan Toprak’tan Namık İsmail’e kadar birçok sanatkârla ilgili çok enteresan hatıralarını kaydeder. Ayrıca dönemin siyaset ve sanat adamlarından Sultan Abdülaziz, Sadullah Paşa, Es’ad Muhlis Paşa, Keçecizâde İzzet Fuad Paşa, Şükûfe Nihal, Halide Edib Adıvar, Cemal Paşa, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mustafa Kemal Atatürk, Latife Hanım, Ruşen Eşref Ünaydın, Falih Rıfkı Atay, İsmet İnönü, Peyami Safa, Sadi Irmak, Kâzım İsmail Gürkan, Adnan Menderes, Eşref Edib Fergan, Cevat Rifat Atilhan, Mehmed Âkif Ersoy, Muhammed İkbal, Babanzâde Ahmed Naim, İsmail Saib Sencer, Ahmet Ateş ve Pierre Loti gibi meşhur şahsiyetler hakkında da değerli bilgiler, önemli notlar ve kaydedilmesi gereken anekdotlar vardır. Yukarıda adı geçen kitapların dışında, Ayaşlı’nın başta Yeni İstanbul, Bâbıâli’de Sabah ve Büyük Gazete gazeteleri ile Sebil ile Türk Ruhu gibi dergilerde kalan makalelerinin de tasnif edilerek kitaplaşması, irfanımıza çok büyük bir hizmet olacaktır. 
Yazımızı bir nükte ile tamamlayalım: Yazar Vehbi Vakkasoğlu,  Münevver Ayaşlı’yı Beylerbeyi’ndeki yalısında ziyaret eder. Muhteşem salonda neredeyse her köşede ‘Edep Ya Hu!’ levhalarını görür. Merak içinde kalıp sorar: “Efendim, niçin bu kadar çok ‘Edep Yâ Hu! Levhasını astınız?”  Ayaşlı’nın cevabı, yaşadığı son döneme bir serzeniş, bir sitemdir âdeta: “Efendim, edebin yokluğundan.” Rahmet ve minnetle andığımız Ayaşlı, milletimizin ruh köküne ve inançlarına bağlı, cesur ve mübarek bir yazardı. Allah rahmet eylesin. 
 

Kaynak: Mustafa Şahin