Hâmiş: Bu yazımı Gaziantep Nizip’de bugün garik-i rahmet olan Hatice Kalkan hanımefendinin ruhuna ithaf ediyorum. Ruhu için Fatihalar okuyalım.

Vakfet, yaşa ve yaşat!
Tarihin tanıkları, geleceğin teminatı vakıflar her yıl mayıs ayının ikinci haftasında
düzenlenen etkinliklere insanlarımızın gündeminde tutuluyor. Bu bağlamda 6-12 Mayıs 2024 tarihleri Türkiye genelinde Vakıf Haftası olarak kutlandı.

Etkinliklerin son günde İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğü’nün vakıf haftası boyunca bir dizi faaliyet gerçekleştirdiği Üsküdar Yeni Vâlide Camii’ni ziyaret ettik.

Vakıf Haftasının hayırlara, bereketlere, iyiliğe, sağlığa vesile olması temennisiyle bugünkü yazımızda vakıflara/vakıf uygulamalarına mufassalan değineceğiz.

Osmanlı vakıf medeniyeti
Osmanlı Cihan Devleti mahza vakıf medeniyetiydi. Hayatın hemen her sahasına nazarla binlerce vakıf kuran ecdadımız vakıf müesseselerinin sorumluluğunun büyük, vebalinin ise ağır olduğunun şuuruyla vakıf hizmetlerine râm oldu. Günümüz Türkiye’sinde de benzer mülahazalarla binlerce vakıf hayır-hasenat hizmetlerini sürdürüyor.

Vakıflarımız hayata, insana, hakikate ve çevreye dokunuyor.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün portalında yayınlanan 14.07.2023 tarihli dosyadan ilgili tarihte bu topraklarda 248’i mülhak, 167’si cemaat, 1’i esnaf ve 5848’i yeni vakıf olmak üzere toplam 6.264 vakıf olduğunu öğreniyoruz. Mezkûr rakama yabancı vakıfların Türkiye’deki 12 temsilciliğini dâhil etmiyoruz.  

Vakıfların büyük çoğunluğu yeni vakıf. Yeni vakıfların 1003’ü sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı; 10’u çevre korumayı, 4835’i de muhtelif alanlarda hizmeti şiar edinmiş. İlgili vakıfların ülkemiz genelinde 2124 şube ve 1263 temsilcilik ile hayata, insana, hakikate ve çevreye dokunmanın gayreti içerisinde bulunuyor.
Helalleşme Vakfı

Vakıf Allah rızası için kurulur.
Vakıf mahza Allah rızası için kurulur. Vakfın temelinde insan vardır. Vakıf insana hizmettir. Osmanlı döneminde vakıflar yüzyıllar boyunca bu gayeden uzaklaşmadan hizmet etmiştir.

15 Temmuz Fetullahçı darbe girişimi Türkiye’nin iç dinamiklerine hayat veren pek çok kuruma; en çok da vakıf ruhuna ve müesseselerine zarar verdi. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de vakıf ve dernek işletmelerine bağlı kuruluşlar üzerinden faaliyet gösteren FETÖ yapılanması Türkiye’de sürdürülmekte olan hayır hasenat faaliyetlerine ve bahusus vakıf çalışmalarına önemli ölçüde darbe vurdu. 

Devlet, kendisine karşı yapılan girişime kayıtsız kalmayarak yurt genelinde FETÖ ile irtibatı ve iltisakı tesbit edilen onlarca vakfı kapattı. Kapatılan vakıfların listesi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün web sitesinde ilan edildi. FETÖ vakıflarına ait taşınmazlar hazineye devredildi. 

FETÖ hizmet, vakıf, cemaat, cemiyet, himmet kavramlarının içi boşalttı. Tüm bunlar yaşanırken insanlarımızın hayır müesseselerine karşı duydukları güven de sarsıldı. Yaşanan süreçte hayırseverler zekât, sadaka ve sair desteklerini emanet edecekleri hayır müesseselerini ince eleyip sık dokumaya başladı. 

FETÖ ile uzaktan yakından herhangi bir ilgisi olmayıp isminde “cemiyet” ibaresi bulunan vakıf ve dernekler dahi bu süreçte yıprandı. At iziyle it izi birbirine nasıl karıştıysa cemaatle cemiyet kavramları da birbirine karıştırıldı. 

Vakıf ruhu ile birlikte cemiyetin mâşerî vicdanı da yaralandı.
“Himmet” adı altında toplanan zekât paraları, uluslararası çapta faaliyetleri bulunan vakıflar üzerinden yurtdışına çıkartılarak FETÖ’nün ve hain güçlerin “hizmet”ine sunuldu. Hâsılı vakıf ruhu ve cemiyetin maşeri vicdanı önemli ölçüde yara aldı. 

Fîsebilillah
Günümüzdeki vakıf uygulamaları “fîsebilillah” umdesine;  asliyet ve terkip şuuruna ne kadar yaklaşırsa Allah rızasına o kadar yakınlaşacaktır.

Osmanlı vakıf ruhu önemli
Günümüz vakıf uygulamalarında Osmanlı Cihan Devleti asırlarındaki vakıf ruhundan uzaklaşıldığına şahit oluyoruz. Temel olarak Türkiye’deki vakıf uygulamaları Osmanlı Vakıf uygulamalarından ayrışmış, bir adım öte uzaklaşmıştır.

Üniversite vakıfları vakıf ruhuna yakınlaşmalıdır.
Üniversite vakıfları geleneksel vakıf sistemine yakınlaştırılmalıdır. Vakıflar eliyle kurulan kimi özel üniversiteler vakıf felsefesinden uzaklaşarak salt ticari gayelere matuf çalışmalar yapmakta; bir nevi sadece maddi durumu elverişli olan üniversite öğrencilerine hizmet etmektedir.

Muhtaç hastalara ücretsiz hizmet sunan vakıf hastaneleri tesis edilmelidir.
İhtiyaç sahibi, sosyal güvencesi bulunmayan, fakirlikten toprağa düşmüş hastalara sağlık alanında gerçek anlamda ücretsiz hizmet sunan vakıf hastaneleri tesis edilmelidir.

Osmanlı asırlarında İstanbul’da kurulan Darüşşifa vakıflarında, vakıf-gureba hastanelerinde ihtiyaç sahibi hastalar bedelsiz olarak sağlık hizmeti alırken günümüz vakıf üniversitelerine ait hastanelerde ancak bedelini karşılayabilecek olanlara hizmet verilmektedir.

Vakıflar dernek gibi yönetiliyor!
Bilindiği üzere dernekler insan; vakıflar ise mal topluluğudur. Günümüz vakıflarının büyük bir bölümü mahiyet itibarıyla dernek faaliyeti sürdürmekte; vakıf mütevelli heyeti üyeleri dernek yöneticileri gibi bağış toplamaktadır. Oysa vakıflar kurucu kaynakları, menkul ve gayrimenkul gelirleri, iktisadi teşebbüsleri marifetiyle üretilen akarlarla finanse edilmelidir. Vakfın gerçek anlamı da bu olsa gerektir. Ancak sağlam ve sürekli akarları bulunan vakıflar nesiller boyunca insana, Hakk’a ve hakikate hizmet edecektir.

Süleymaniye Külliyesi Vakfı’ndan alınacak örnekler
Süleymaniye Camii özelinde misal verecek olursak, ulu mabed henüz ibadete açılmadan 5 ay kadar önce vakfiyesi tesis edilmiş; külliyede hizmet edecek yüzlerce kişinin görev tanımlamaları yapılmış, kendilerine verilecek ücretler saptanmış, külliyenin işlemesi ve bakımı için gerekli eşya ve malzemeler belirlenmiş ve bu işlevin kıyamet gününe kadar sürmesi için de gerekli vakıflar kurulmuştur. Bu meyanda Süleymaniye Camii ve Külliyesinin bakımı ve sağlıklı bir şekilde işletilmesi için onlarca gayrimenkul bağışlanmış; 221 köy, 30 mezra, 2 mahalle, 7 değirmen, 2 dalyan, 2 iskele, 1 çayırlık, 2 çiftlik, 5 ayrı köyün mahsulü, 2 ada ve 1 hisse Süleymaniye Külliyesi için vakfedilmiştir.

Mutlak manada olmasa da göreceli olarak, cemiyetimizin fukaralarına, gariplerine, bîçarelerine, en alt gelir seviyesindeki insanlarımıza yönelik sosyal adaletin göreceli olarak da olsa tesis edilebilmesi için günümüz vakıflarında da bu türden gelir üreten vakfiyelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Üsküdar Yeni Vâlide Camii

Vakıf hassasiyeti
Vakıf ve beytülmal hassasiyeti “Caminin mumunu yiyen kedinin gözü kör olur” şuuruyla somutlaştıran ecdadımız vakıfları tabir yerindeyse gözü gibi korumuştur. Bu hususta Fatih Sultan Mehmed Han’ın vakıf hassasiyeti her türlü takdirin üzerindedir.

“…Ben ki İstanbul fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmed bizatihi alınterimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul'un Taşlık mevkiinde kâin ve malumu'l-hudud olan 136 bâb dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakf-ı sahîh eylerim. 

Şöyle ki: Bu gayr-ı menkûlâtımdan elde olunacak nemalarla İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim... Ayrıca on cerrah, on tabip ve üç de yara sarıcı tayin ve nasb eyledim. Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul'a çıkalar, bilâ istisna her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası şifâyab olalar. Değilse kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Darülaceze'ye kaldıralar, orada salah bulduralar.
(…) 
Ayrıca külliyemde binâ ve inşâ eylediğim imarethânede şehid ve şühedânın kavimleri ve medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendüleri gelemeyenlerin yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle...”

Vakıflarda yetişmiş personel sıkıntısı yaşanıyor.
Vakıf müesseseleriyle hemhâl olan hemen herkesin gözlemlediği üzere vakıflarda çalışacak nitelikli personel sıkıntısı yaşanmaktadır. Sayıları hemen her gün artan vakıfların nitelikli personel ihtiyaçlarının temin edilmesine yönelik olarak üniversitelerde STK uzmanı yetiştirmek üzere lisans, ön lisans, yüksek lisans seviyelerinde bölümler açılması vâkıa mutabık olacaktır.

Eğitim sahasında başarılı vakıf uygulamaları
Vakıflar eğitim alanında başarılı çalışmalara imza atmaktadır. Eğitimi hizmetlerini öznesine alarak hamle çapında çalışmalara imza atan vakıfların özellikle üniversite öğrencilerine yönelik nitelikli burs hizmetleri ve eğitim destekleri takdire şâyandır. Vakıflar aracılığıyla yurtdışında yüksek lisans ve doktora eğitimleri almış yüzlerce vatandaşımız hali hazırda ülkemize katma değer üretmektedir.

İnsani yardım vakıflarını tebrik ediyoruz.
Efendimiz Aleyhisselâm bir hadis-i şeriflerinde “hayırda yarışmak İslâm şiârındandır”  buyurmaktadır. Gösterilen bu kutlu hedef mucibince ecdadımız yüzyıllar boyunca hayırda yarış etmiştir.  Günümüzde insanı ve insana hizmeti faaliyetlerinin odağında bulunduran vakıflar gerek yurtiçinde ve de gerekse yurtdışında önemli faaliyetlerde bulunmaktadır. Yetim çalışmalarını, Afrika açılan eğitim, hâfızlık ve meslek edindirme kurslarını, çeyiz ve evlendirme desteklerini, su kuyusu ve sulama çalışmalarını, karz-ı hasen muamelelerini, yetimhane uygulamalarını, gıda yardımlarını, kurban bağışlarını, tarım ve hayvancılık hîbe, eğitim ve desteklerini son cümleye dâhil edebiliriz. 

Vakıflar balık tutmayı öğretmeli!
Afrika kıtası başta olmak üzere ihtiyaç bulunan sair coğrafyalara gıda-sağlık yardımı ve su kuyusu gibi temel insani hizmetler ulaştırmanın yanı sıra, meslek edindirme kursları, sulu tarım uygulamaları (çeltik ekimi), küçükbaş hayvan besiciliği vb. alanlarda yerel halka uygulamalı eğitim destekleri veren vakıflar tesis edilmelidir.

Yetim hizmetlerine artırılarak devam edilmeli
Küresel kapitalist güçlerin taşeron örgütler eliyle kana buladıkları coğrafyalarda hemen her gün onlarca yetim çocuk bir başına kalıyor. Sadece Filistin’de geride kalan yedi aylık İsrail soykırımında on binlerce çocuk yetim, bir o kadar da kadın dul kaldı. Sayıları günden güne artan yetimlere maddi destek sağlamak amacıyla Yetim Projeleri uygulanıyor. Maddî destek ile birlikte yetime psikolojik destek ve eğitim hizmeti de sunacak vakıf çalışmalarına duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu alanda İslam ülkelerinin bir konsorsiyum oluşturarak yetimlerin barınma, sağlık, tedavi çözümleri, insani yardım ve eğitim sorunlarını el ve gönül birliğiyle ele almalarının zamanı gelmiş ve dahi geçmek üzeredir.

Yeni vakıf uygulama örnekleri-Borç Sandıkları
Günümüz insanının lügatinden çıkmış bulunan karz-ı hasen, güzel ödünç demektir. Karz, ödünç; geri almak üzere verilen maddi kıymet demektir. Karz-ı hasen ise; eskilerin tabiriyle fîsebilillah yani hiçbir maddî karşılık beklentisi gözetmeksizin, sadece Allah’ın rızasını gözeterek din kardeşinin sıkıntısını gidermek amacıyla borç vermek demektir. Bu davranış birçok âyet-i kerîme ve hadis-i şerifte övülmüş, verilen borcu/karz-ı haseni başa kakmak ise yerilmiştir!

Osmanlı vakıf sisteminde asırlar boyunca tatbik edilen karz-ı hasen müessesesinin üzerine -Osmanlı Cihan Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte- kalın bir nisyan perdesi çekildi.  Günümüzde birkaç vakıf bünyesinde borç sandıkları adıyla uygulama sahası bulan karz-ı hasen müessesesi daha güçlü ve görünür bir keyfiyette hayata geçirilmeli; bu alanda müstakil vakıflar kurulmalıdır. Osmanlı döneminde sadece Bursa’da öznesinde karz-ı hasende bulunmak olan yüzlerce vakfın bulunduğu sahanın uzmanlarının bilgisi dâhilindedir.

Muhacirlere yönelik yeni vakıflara ihtiyaç var.
Muhacir, göçmen, sığınmacı ve mültecilerin temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeni vakıflara ihtiyaç duyuluyor. İçinde bulunduğumuz coğrafyada son 20 yılda çok büyük kitlesel katliamlar, soykırımlar ve bunlara bağlı olarak da büyük ölçekli göç hareketleri yaşandı/yaşanıyor. Ülkemizde dört milyonun üzerinde Suriyeli göçmen bulunuyor. Göçmenlerin tüm ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanması mümkün değil. Göçmen ve mültecilerin çadır ve ev gibi barınma ihtiyaçlarının yanında temel gıda maddelerinin üretimi, sağlık ve psiko-sosyal destek alanlarında hizmet üretecek yeni vakıflar tesis edilmelidir.

Zarar gören vakıf ruhu tamir edilmelidir.
15 Temmuz Fetullahçı darbe girişimi ivedilikle sağlıklı bir şekilde analiz edilmeli, FETÖcü yapılanmanın Anadolu coğrafyasında hangi sâiklerle neşvü nevâ bulduğu üzerine kafa yorulmalı; tertip edilecek geniş istişare meclisleri sonucunda ortaya çıkacak toplumsal tedavi/rehabilitasyon/restorasyon reçeteleriyle cemiyetin iç dinamiklerine hayat veren müesseseler ve bahusus vakıf ruhu hâzik bir tabip marifetine gönül lisanı eklenerek onarılmalıdır. 

Vakfet, yaşa ve yaşat!
Yazımızı, “Vakfet, yaşa ve yaşat” düsturuyla vakıf kuran, hayırda birbirleriyle yarışan, hayır hasenat müesseselerini gönül medeniyetine dönüştüren ecdadımıza, ‘sâhibü’l-hayrat ve’l-hasenat’ terkibini kendilerini vakıfların sahibi de değil de hâdimi telakkî edenlere rahmet niyazıyla nihayete erdirelim.
Vakıf Duası

Vakıf Duası
"Her kimse ki; Vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin artırılmasına itina gösterirse, bağışlayıcı olan Allahu Teâlâ'nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükâfatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhafaza edilsin..."

Kânûnî Sultan Süleyman vakfiyesinden...
Hicri 950 - Miladi 1543
Vakıf Bedduası

Vakıf Bedduası
"Allah'a ve Ahiret gününe inanan, güzel ve temiz olan Hazreti Peygamberi tasdik eden, Sultan, Emir, Bakan, küçük veya büyük herhangi bir kimseye, bu vakfı değiştirmek, bozmak, nakletmek, eksiltmek, başka bir hale getirmek, iptal etmek, işlemez hale getirmek, ihmal etmek ve tebdil etmek helâl olmaz. Kim onun şartlarından herhangi bir şeyi veya kâidelerinden herhangi bir kâideyi bozuk bir yorum ve geçersiz bir yöntemle değiştirir, iptal eder ve değiştirilmesi için uğraşır, fesh edilmesine veya başka bir hale dönüştürülmesine kastederse, haramı üstlenmiş, günaha girmiş ve masiyetleri irtikap etmiş olur. Böylece günahkarlar alınlarından tutularak cezalandırıldıkları gün Allah onların hesabını görsün. Mâlik onların isteklisi, zebaniler denetçisi ve cehennem nasibi olsun. Zira Allah'ın hesabı hızlıdır. Kim bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerindedir. Kuşkusuz O, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez..."

Kânûnî Sultan Süleyman vakfiyesinden...


İbrahim Ethem Gören 12.05.2024 Yazı No: 588