Çocuklar, anne babalara, velilere emanettir. Bu emaneti iyi korumak gerekir. Emanete hıyanet etmek haramdır.
Müslüman anne babalar çocuklarını iyi insan, iyi Müslüman olarak yetiştirmekle mükelleftir (yükümlüdür).
Metin doktor olsun, mühendis olsun, Sevgi eczacı olsun ileride iyi para kazansınlar, lüks bir hayat sürsünler zihniyeti emanete hıyanettir.
Metin`in ve Sevgi`nin öncelikle iyi, vasıflı, güçlü, örnek Müslüman olmaları için çalışılmalıdır.
Nasıl çalışılmalıdır? En uygun ve planlı programlı şekilde, neler yapılması gerekiyorsa, öyle çalışılmalıdır.
Metin ve Sevgiye küçük yaştan itibaren doğru/sahih ilmihal ve ahlak kitapları, ehliyetli bir hoca tarafından okutulmalıdır.
Çocuklar büluğ yaşına gelince onlara namaz kıldırılmalıdır.
Onlara ahlak ve karakter terbiyesi verilmelidir.
Onlar, yalan söylemeyen, iftira ve gıybet etmeyen, diliyle kimseyi incitmeyen kimseler olarak yetiştirilmelidir.
Onları cinsel konularda iffetli yetiştirmelidir.
Onlara İslam ahlakı ve bilgeliği öğretilmelidir.
Çocukları şımarık, yırtık, hoppa, züppe olan ana babalar onlara hıyanet etmiş olur.
Çocuklarımıza İslam`ın yeme içme adabını öğretmeliyiz. Onlar, yemek için yaşanmadığını, yaşamak için yemek yendiğini çok iyi bilmelidir.
Hiçbir Müslüman ailenin liseli kızı, bar pavyon artisti karılar gibi giyinemez.
Müslüman çocuklara ekmeğe ve nimete hürmet öğretilmelidir. Metin ve Sevgi, pilav yerken tabaklarında bir tek pirinçtanesi bile bırakmamalıdır.
Müslüman anne babanın oğul Metin küçük bir beyefendi olmalı kızı Sevgi küçük bir hanımefendi olmalıdır.
Çocuklarımızı faziletli insanlar olarak yetiştirmeliyiz.
Çocuklarımızı, para tuttuktan sonra ellerini yıkayan insanlar olarak yetiştirmeliyiz.
Çocuklarımız parayı, maddeyi, menfaati ana değer bilmemelidir.
Çocuklarımızı, ileride Allah rızası için ihlasla imana, İslam`a, Kur`an`a, sünnete, şeriata, ümmete, insanlığa, vatana, millete hizmet edecek gerçek hizmetkarlar olarak yetiştirmeliyiz.
Çocuklarımızı doğru kültürlü kılmalıyız.
Çocuklarımızı her türlü aşırılıktan, holiganlıktan, militanlıktan, fanatizmden uzak tutmalıyız.
Çocuklarımızı Marksizm, Darvinizm, ; ..izm gibi sapık ideolojilere karşı korumalıyız.
Çocuklarımızı maddeci yetiştirmemeliyiz.
Çocuklarımızı öylesine yetiştirmeliyiz ki, onların faziletini düşmanlarımız bile kabul etmek zorunda kalsın.
Ey Metin`in ve Sevgi`nin ana babaları!.. Emanetlere riayet eder, onları iyi yetiştirirseniz siz kazanırsınız. Emanete hıyanet ederseniz siz büyük zarar edersiniz.
Çocuklarını iyi yetiştiren mü`minler inşallah Cennetliktir emanetlere hıyanet edenlerin cehenneme düşmesinden, azap çekmesinden korkulur.
(Bütün büyük İslami cemaatlerin, tarikatların, sivil toplum kuruluşlarının, dernek ve vakıfların bir araya gelip, ehil zatlara, ortak bir ÇOCUK YETİŞTİRME REHBERİ hazırlatmaları temenni olunur. Söylemeye hacet yok, bu rehber Fırka-i Naciye Ehl-i Sünnet ve Cemaate uygun olacaktır.)

Gerçek mürşitler ve şeyhler

Dindar geçinenler için en büyük tuzak, kendini beğenmek, gururlanmak, kibirlenmektir.
Kendini beğenme, gurur, kibir şeytandandır.
Tevâzu, alçakgönüllülük rahmanî dir.
Kıldığı namazlar, tuttuğu oruçlar, yaptığı hayırlar ile övünmek kötü bir huy ve âdettir. Buna ucb denir.
Namaz kılan bir Müslüman, selam verdikten sonra Allah`tan bağışlanma dilemeli, 'Yâ Rabbi, Sana layık ibadet edemedim, beni afvet' demelidir.
Sakal bırakmak sünnettir. Sakalı dolayısıyla gurura kibre kapılmak haramdır.
Doğru yolda yürümek ve kemal bulmak, olgunlaşmak için bir mürşid-i kâmile bağlanmak doğru ve isabetlidir. Bu yüzden gurur ve kibre kapılmak ise büyük bir yanlıştır.
Şeyhini, mürşidini sevmek, ona hürmet etmek güzeldir, onu putlaştırmak kötüdür.
Ruhbanları erbab haline getirmek şirktir.
Müslüman`ın en büyük düşmanı nefs-i emmâresidir.
Resul-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz 'Ben  dem oğullarının seyyidiyim; Bunu fahr etmek için söylemiyorum; ' buyurmuşlardır.
Müslüman yükseldikçe, nefs-i küçülür.
Eskiden Müslüman halkı (hiçolmazsa bir kısmını) tasavvuf tarikatları terbiye ediyordu. Onların kapatılması ile büyük bir boşluk oluştu.
Tasavvuf tarikatları derken, elbette gerçek tarikatları, icazetli gerçek şeyhleri kastediyorum.
Halife-i Rû y-i Zemin Sultan Abdülhamid-i Sâni hazretlerinin üçşeyhi vardı.
Ebu Hanife hazretlerinin de mürşidi vardı. 'O iki sene olmasaydı Numan helâk olmuştu' buyurmuşlardır.
Mürşid-i kâmillere, gerçek şeyhlere suya, ekmeğe, havaya muhtaçolduğumuz gibi muhtacız. Onlar, halkı Kur`an, Sünnet, Şeriat, İslam ahlakı, İslam hikmeti yoluna çağırırlar ve bağlılarına ebedî saadeti kazandırmak için çırpınırlar.
Onlar kâmil ve mükemmildir.
Onlar halktan para toplamazlar, kendileri için menfaat devşirmezler.
Bir mürşide, bir rehbere, bir gerçek şeyhe mutlaka muhtaçolduğu halde böyle bir zata bağlanmayan kimseler şeytanın maskarası olur.
Görüyoruz;