Halk son sözünü söyledi aslında!..

Halk, kentsel dönüşüm adı altında kentsel bölüşüm ve yükselen yüksek binaları ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesini istemiyor. Artık sadece beton yığınları görmek istemiyorlar. Yolların genişletilmesi veya yapılaşmanın artması yerine, öncelikli olarak doğal güzelliklerin korunmasını ve yaşam kalitesinin artırılmasını istiyorlar. Zeytinliklerin ve tarım arazilerinin yok olmasıyla, yerel ürünlere ve geleneksel yaşam tarzına olan bağlılıkları zayıflamasını yok olmasını istemiyor. Halk, yöneticilerden, betonlaşma yerine insanlara ve doğal kaynaklara yatırım yapmalarını ve yaşam standartlarını yükseltmelerini talep ediyor İnsanca huzurlu bir şekilde yaşamak istiyor.

Hepsi bu!..

Sandıklar henüz açılırken sosyal medya hesaplarımdan şunları yazmıştım:

“Bugün bir emekli, verdiği oyun anlamını ifade etmek için oy pusulasının üzerine "Ben Emekliyim" yazdı. (Sosyal medyada birçok örneği var) Bu eylemle, emekli vatandaşlar olarak haklarının verilmediğini ve maaş almadan emekliliğe mahkûm bırakıldıklarını ifade etti. Ardından, "Oy veririm sonra da üzerine 'ben emekliyim' yazarak verdiğim oyu geri alırım" diyerek tepkisini gösterdi.

Bu durum, birçok emeklinin benzer duyguları taşıdığını ve memnuniyetsizliklerini açıkça ifade etmek için sandık başına gittiklerini gösteriyor. Emekliler, verdikleri oyun karşılığında haklarını alamadıklarını düşünerek tepkilerini dile getirdiler.

Ayrıca, birçok oy pusulasının üzerinde "Gazze'yi unutma" diyerek geçersiz edilen oyların Gazze'ye gidemeyen yardımlara atıfta bulunulduğu da görülüyor. Bu durum, seçmenlerin siyasi mesajlarını sandıkta dile getirme yöntemlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Hem emeklilik haklarındaki adaletsizlik hem de dış politikadaki endişeler, seçmenlerin sandıkta tercihlerini şekillendirirken belirleyici bir rol oynuyor. Ayrıca, yardımların yerine ulaşamadığı durumda ticaret gemilerinin İsrail'e gidebildiğinin altının çizilmesi bu mesajın bir parçası olduğu ve Ak Parti'ye verilen oyların uluslararası ticaretteki etik dışı uygulamalara karşı bir protesto olduğu da dikkat edilmesi gereken bir husus.

Türkiye'de siyaset ve ekonomi arasında derin bir bağ bulunmaktadır. Vatandaşlar, siyasi kararların ekonomik durumlarını nasıl etkileyeceğini dikkatle takip ederler. Bu ilişkiyi en güzel şekilde ifade eden sözlerden biri, Demirel'in şu özlü sözüdür: 'Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.' Bu söz, siyasi iktidarın, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamadığı sürece varlığını sürdüremeyeceğini vurgular. Vatandaşlar, pazar çantalarını doldurup doldurmadıklarını kontrol ederken aslında iktidarın performansını da değerlendirirler. Dolu bir pazar çantası, ekonominin iyi durumunu ve iktidarın başarısını simgelerken, boş bir pazar çantası ise ekonomik sıkıntıları ve iktidarın yetersizliğini gösterir. Dolayısıyla, Demirel'in bu sözü, Türkiye'deki siyasi ve ekonomik ilişkiyi çok güzel bir şekilde özetler.

Kısaca özetleyecek olursak;

Son yerel seçimlerde ve öncesinde, Ak Parti'nin stratejik hataları net bir şekilde görülüyor. Parti, seçim kampanyalarında halkın öncelikli ihtiyaçlarına ve beklentilerine yeterince odaklanamadı. Ayrıca, yerel yönetimlerdeki performanslarını etkili bir şekilde iletemedi ve vatandaşların güvenini kazanamadı. Ayrıca, parti içi disiplin ve koordinasyon eksiklikleri de stratejik hataların bir parçası oldu. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, Ak Parti'nin hem 2019 hem de 2024 yerel seçimlerinde zorlu bir mücadele yaşamasına ve beklenen başarıyı elde edememesine neden oldu. Bu stratejik hatalar, parti içinde bir değerlendirme ve dönüşüm ihtiyacını da beraberinde getiriyor.

Geçmişteki parlak günlerin ardından AK Parti, iç dinamiklerindeki değişikliklerle adeta 1989 ve sonrası SHP'nin ve ANAP’ın dağılma sürecine benzer bir eşiğe girdi. Liderlerin etrafındaki danışmanların etkisiyle yapılan hatalar, partinin çizgisini bulanıklaştırdı. Bu değişimde, özellikle batıya yönelik kadınların etkisi büyük oldu. Modern başörtülü muhafazakâr görünümleri altında geleneksel aile yapısına zarar veren politikaları üreten kadınlar, toplumda dengeleri alt üst etti. Bu kadınların yönetiminde şekillenen yeni aile modelleri, toplumda aile içi şiddeti artırdı, çocukları ve gençleri kendi değerlerinden uzaklaştırdı.”


İşte tam bu kritik anda küresel elitler sahneye beklenmedik bir figür olan Ekrem İmamoğlu’nu havai fişeklerin ışıltısı altında, sadece İstanbul'u değil, aynı zamanda umutları da kazanan bir lider olarak halkın karşısına çıkardı. Halk arasında sevgiyle karşılanan, dürüstlüğü ve adaletiyle öne çıkan bir figür olarak resmedildi. Ancak arkasında reklam kampanyalarıyla yönlendirilen sosyal medya ile zihinlere Ekrem İmamoğlu fısıldanan hatta kazınan bir toplum oluşturuldu. Küresel elitler tarafından Ekrem İmamoğlu’nun bu yükselişi sadece yerel siyasete değil, gelecekteki cumhurbaşkanlığı seçimlerine de yeni oyunları için bir ilham kaynağı oldu. İmamoğlu'nun bu zaferi, muhafazakâr tabanın bile dikkatini çekti ve bazıları için parti değişikliği kararlarına bile yol açtı. Partiden ayrılan sandığa gitmeyenler için bu an, umudun yeniden yeşermesi ve toplumun değişim arzusunun somut bir ifadesi olarak sunuldu.
 

Ancak, AK Parti'nin içsel çalkantıları sadece politik arenayla sınırlı değildi. Toplumun en alt tabakasında biriken sorunlar adeta bir volkan gibi patladı. Başıboş köpeklerden erken evlilik sorunlarına, plandemi, teknolojik sıvı aşı politikalarından GDOlu ürünlere, tarımdaki organik ve ata tohumu sorunlarından hayvancılığa, emeklilerin insan yerine konulmayıp en düşük kira olan 15 bin TL'nin altında 10 bin TL maaş verilerek enflasyona ezdirilmelerine, iklim değişikliği safsatasından insan neslini hedef alan projelere, adaletsizlikten sağlık sistemindeki çöküşe kadar birçok alanda çözüm bekleyen sorunlar yığılmıştı. Ancak liderler, bu sorunları duymuyor veya görmüyordu. Bağımsız medya susturulmuş, toplumun sesi kısılmıştı. Benim programlarım liderlerin danışmanlarının dile getirmediği gerçekleri açığa çıkararak ve liderleri özeleştiri ile gerçeğe halkın istediğine çağırarak geçti. Ancak bu durum, beni hedef haline getirdi ve programlarımın kaldırılmasına neden oldu.

İşte tam da bu noktada, İmamoğlu'nun yükselişi altın tepside sunuldu ve AK Parti'nin içsel çöküşü, toplumun umutlarını ve hayal kırıklıklarını somut bir şekilde gözler önüne serdi. Artık herkes, siyasi arenada değişimin kaçınılmaz olduğunu biliyor. Belki de bir gün, bugün yaşananlar bir hikâye kitabının sayfalarında yerini alacak ve insanlar bu dönemi hatırladıkça, yaşananları sorgulayacak ve dersler çıkaracak. Ancak bu noktada, geleceğe dair umutlar, Ak Partinin genel seçime kadar halkı anlaması ve çözümler sunmasına bağlı belki o zaman o hikâye kitabı İmamoğlu'nun omuzlarda yükselmesini onur haftaları adı altında eşcinsellerin onursuz yürüyüşlerini değil! Liderlerin hatasını anlayıp yapılan yanlışlardan dönerek gönülleri tekrar kazanıp milletin hizmetkârı olduğunu yazar. Kim bilir.

Seçim sonrası sessizliğim, birçok kişinin dikkatini çekiyor. Neden susuyorsunuz, neden yorum yapmıyorsunuz diye soruluyor. İşte burada, dostlarla düşmanların ayrımı belirginleşiyor. Dostlar, uyarılarını ve eleştirilerini seçim öncesinde yaparlar. Hatta bazen bu uyarılar yüzünden hedef haline gelir, programları dahi kaldırılır, susturulmaya çalışılır. (İstanbul Sözleşmesi, LGBT eşcinsellik, plandemi, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Aile, Eğitim, GDO, Organik Tarım, Hayvancılık, Genetik Mühendisliği, Ekonomi, Adalet, GAZZE) hangi birini sayayım?! Ancak dostlar, bu durumda bile bu taktiklere boyun eğmezler. Onlar doğruyu, hak ve hakikati savunmaktan geri durmazlar, çıkarları doğrultusunda şekillenmezler. Dostlar başa, düşmanlar ise ayağa bakar.

Ancak, dostlar sadece olayların öncesinde değil, olayların sonrasında da gerektiğinde uyarır ve açıklarlar. Yine uyaracağım, yine yazacağım; bekleyin. Ancak bu sefer, işin içinde siz de olacaksınız. Gerçekler gün yüzüne çıkacak, gerçek niyetler deşifre olacak. Bu gerçeklerin ortaya çıkması zaman alabilir, ancak dostlar asla geri adım atmazlar. Çünkü onların amacı, hak ve hakikatin,  adaletin yanında durmak ve doğrunun peşinden gitmektir. Bu sadece bir seçim dönemi için değil, toplumun geleceği için yapılan ilelebet devam eden bir mücadeledir

Bunlar da okurlarımdan gelen tespitlerden bazıları noktasına virgülüne dokunmadan paylaşıyorum.

“Seçimlerin ardından ortaya çıkan durumlar, bazı önemli detayları gün yüzüne çıkardı. Öncelikle, altılı masa dağıldığı anda bir rehavetin yaşandığına şahit olduk. Bu, özellikle AK Parti ve MHP'nin seçimlerden daha iyi bir sonuç alacaklarına dair inançlarını ve umutlarını arttırdı. Ancak, beklenen sonuçlar alınamadı ve bu durum birçok vatandaşı hayal kırıklığına uğrattı.

Ekrem İmamoğlu'nun başarısı, İYİ Parti ve PKK'nın siyasi uzantısına oy verenlerin oylarını birleştirmesinde yattı. Bu, siyasi arenada önemli bir gelişme olarak kaydedildi ve CHP'nin oy tabanını başarılı bir şekilde konsolide ettiği görüldü.

Ancak, emeklilerin dikkate alınmaması ve diğer hataların eklenmesiyle birlikte milyonlarca seçmen sandık başına gitmedi. Bu durum, CHP'nin başarısını daha da belirginleştirdi ve AK Parti-MHP ittifakının var olan oylarını bile azalttı.

Ayrıca, seçim öncesi Fatih Erbakan'a yönelik duyulan kızgınlık, seçim sonrasında yeniden değerlendirilmeye başlandı. Cumhur İttifakı'nın, Konya, Şanlıurfa ve diğer bazı büyük illerde Fatih Erbakan'a daha fazla destek vermemesi eleştirildi. Bu tür bencilliklerin, ittifakın seçim sonuçlarına olumsuz etki ettiği görüldü.

Artık sosyal politikaların öne çıktığı bir dönemdeyiz. İnsanlara uzun vadeli planlar yapma ve ev, araba gibi temel ihtiyaçlarını taksitlerle ödeme imkânı sunulmalıdır. Beka meselesi, terörle mücadele ve milli silahlar gibi konular, ekonomik sıkıntılarla boğuşan insanları heyecanlandırmıyor.

Bazı illerde AK Parti ve MHP'nin ayrı ayrı aday çıkarması ve oyların bölünmesi, partilerin seçimlerde kaybetmesine yol açtı. Bu tür bencilliklerin, siyasi birlik ve uyumun önünde engel oluşturduğu açıkça görüldü.”

Selam ve dua ile kalın sağlıcakla