DOLAR
5,8573
EURO
6,5668
ALTIN
252,7804
BİST100
93.864

Topraklarımız ekilmemiş boş kalmıştır

12.06.2019 00:00

Büyük, muazzam miktarda ekilebilir, ürün verebilir toprağımız ekilmemiş, boş kalmış... Ekmeklik buğdayımızı, nohudumuzu, pirincimizi, soğanı patatesi dışarıdan ithal ediyoruz.

Bu anlattığım şey vahim bir durum değil midir?.. Niçin bu konuyu enine boyuna, derinliğine işlemiyoruz?

Tarım uzmanlarımız, sosyologlarımız, (varsa) aydınlarımız, kafası çalışanlarımız, eli kalem tutanlarımız, ziyalılarımız bu problem üzerinde niçin gereği kadar durmuyor?

Hayır, beni yanlış anlamayınız, ucuz ve popülist muhalefet yapılmasını asla istemiyorum.

Soruyorum: Tarım problemlerimizle futbolla ilgilendiğimiz kadar niçin ilgilenmiyoruz?

Futbol konusunda habbeyi kubbe, pireyi deve yapıyoruz, yeri göğü birbirine katıyoruz ama tarım, buğday, ekmek, hayvancılık krizi umurumuzda bile değil.

Bu konuyu en çok iktidarı tutan medyanın işlemesi gerekmez mi? Elbette yıkıcı olumsuz ucuz laflar edilmeyecek ama konu mutlaka işlenecek?

Tarımımızı Hollanda tarımına benzer yüksek seviyeye nasıl çıkartabiliriz?

Tarımla ilgili hayli yazılar kaleme aldım, hayli çare çözüm teklifi yaptım. En ufak bir tepki gelmedi, ilgi gösterilmedi.

Köylerimiz boşaldı, bütün gençlerimizi liseye ve üniversiteye gönderiyoruz. Onların hepsi maaşlı sigortalı memur olmak istiyor. Kişisel girişimcilik (teşebbüs-i şahsî) ruhu ve zihniyeti öldü. Büyük sosyologlarımız bu konularda neler düşünüyor?

Yakın zamanda İstanbul’un ilçesi Şile’ye, bazı kısımları üç gidiş üç geliş altı şeritli otoyol yapıldı ve yine bazı köylerine doğalgaz getirildi. Otuz sene önce oradaki tarlalarda buğday ekiliyordu, şimdi hiçbir şey ekilmiyor. Tarlaların bir kısmı villa yapılmak üzere satıldı. Sosyologlarımız, iktisatçılarımız bu işe ne diyor?

Trakya topraklarımızın bir kısmı yabancılara satıldı. Ne kadarı satıldı? Bu topraklarımız niçin yüzde yüz işletilmiyor? İstanbul’un ihtiyacı tahıl, sebze, meyve niçin Trakya’da üretilmiyor da, Antalya’dan getiriliyor? Bizde niçin Hollanda’da olduğu gibi sera tarımı yapılmıyor, topraksız tarım yapılmıyor?

İleri, akıllı ülkeler tarımı, atom fiziği derecesinde fennîleştirdiler, biz bu konuda ne yapıyoruz?

Paris’in muhtaç olduğu sebzenin onda biri şehir içindeki teraslarda, balkonlarda, pencere kenarlarında yetiştiriliyormuş. Biz bu konuda ne yapıyoruz?

Dışarıdan patates ve soğan almamız acayip garip ve çok anormal bir durum değil midir?

Tarım konusunda niçin alarm çanlarını çalmıyoruz?

Yüksek tahsil yapmış gençlerimizin bir kısmını niçin tarıma yönlendirmiyoruz.

Yine başa dönelim: Muazzam miktarda ekilebilir toprağımız niçin ekilip biçilmiyor da boş (âtıl) duruyor?

Bu konuları niçin olumlu, yapıcı bir şekilde tartışmıyoruz, müzakere etmiyoruz, çare ve çözüm arayıp bulmuyoruz, hayata geçirilebilir teklifler getirmiyoruz?.. Akıllarımız mı dondu acaba?

Bendeniz idealimdeki hedefi söyleyeyim: Türkiye’miz, tarım konusunda (nüfusuna ve yüzölçümüne oranla) dünya birincisi olmalıdır. İkinciliğe bile razı değilim.

Bir başka idealim: Türkiye tarım konusunda bir Nobel ödülü kazanmalıdır. Bunu kazanabilecek babayiğitler yetiştirmeliyiz. Artist gibi takım elbiseli, kravatlı, cilalı ayakkabılı tarımcılar değil; iş elbiseli, laboratuar önlüklü tarımcılar istiyoruz!

Camiler ve zekât

* CAMİLER kutsal mekânlardır. Oralarda kavga gürültü edilmez, çirkin sözler söylenmez, çekişilmez, dövüşülmez.

* Müslüman, camiye girerken cep telefonunu kapatır. Sadece sessize almak yeterli değildir.

* Camide cep telefonunu çaldırtmak, konuşma yapmak, mesaj yazmak veya okumak, bilgisayarı ile meşgul olmak sadece ayıp değildir, çok ayıptır.

* Cuma hutbesi okunurken konuşan birine sus demek bile caiz değildir.

* Cuma hutbelerinde siyasî iktidarın talimatıyla ısmarlama hutbeler okunması Diyanet’e yakışan bir şey değildir.

* Hutbelerde cemaatten para istenmemelidir. Minberler dilencilik goygoyculuk yeri değildir.

* Camilerde para toplanmamalıdır.

* Zaruret varsa, ille toplanacaksa mutlaka makbuzla toplanmalıdır.

* Bu makbuzlar kanunlara ve tüzüklere uygun, geçerli olmalıdır.

* Camilerde devlet ve hükümet büyükleri alkışlanmaz.

* Camilerde hiç kimse için yaşa var ol nur ol büyük mücahid diye bağırılmaz.

* Camilerde laubali şekilde fotoğraf çekilmez.

* Camilerde nümayiş, şamata yapılmaz.

* Camilerde sükûnet, vakar, ciddiyet, efendilik, ahlak, fazilet hâkim olmalıdır.

* Birtakım Feminist kadınların camilerde ciyak ciyak bağırarak eşitlik istiyoruz demeleri, namazda imamın hemen ardında erkeklerle birlikte karışık olarak saf tutmak istemeleri Şeriata ve fıkha aykırıdır.

* Mekke ve Medine’ye ibadet için giden Müslümanlar, meşreb farklılıkları dolayısıyla oralarda kavga ve dövüş etmemeli, kötü sözler söylememeli, kafa göz yarmamalı, kan dökmemelidir.

* Kur’an kurslarında, yatılı İmam-Hatip okullarında, medreselerde, tekkelerde, dershanelerde ekmek ve yemek israfı yapılmamalıdır. Sofralarda bir lokma ekmek, tabaklarda bir tek pirinç tanesi, yarım kaşık yemek bile bırakılmamalıdır. İsraf haramdır. İsraf haram değildir, edilebilir diyen kâfir olur.

* Sâlih, musalli bir Müslüman’a kafir diyenin, kendisi kafir olur.

* Allah’ı ve Resulünü seven bir Müslüman’a, meşreb farklılığı yüzünden düşmanlık edilmez.

* Salih Müslüman’ın günahı, hatası varsa, sadece günahına ve hatasına karşı olunur, tamamına karşı olunmaz.

* Meşreb farklılıklarından veya hatalarından dolayı hiçbir salih Müslüman dışlanamaz, ötekileştirilemez.

* Allah Kur’an’da çok açık şekilde mü’minleri kardeş ilan etmiştir. Bu kardeşliği bozanlar büyük günah işlemiş, fitne fesat çıkartmış olur.

* Hiçbir salih ve akıllı Müslüman gıybet etmez. Gıybet haramdır, eden fasıktır, harama helaldir diyen kâfir olur.

* Bir kimse ben Nurcuyum, ben Nakşiyim, ben şu veya bu tarikate bağlıyım diyor ve mütemadiyen gıybet ediyorsa, o kişi ne Nurcudur, ne Nakşidir, ne de başka tarikat mensubudur. Yalancının fasığın, ahlaksızın tekidir.

* Fasık-ı mütecahirin, yani büyük günahları açıkta açıkça küstahça utanmadan arlanmadan işleyen isyankârların gıybeti caizdir.

* Müslüman’ın gizli ayıp ve günahlarını araştırmak caiz değildir.

* Öğrenilirse, bunların gizlenmesi gerekir.

* Namuslu bir kadına, bazı kötü davranışları da olsa, zina suçlaması yapıp da bunu şer’an ispat edemeyen kişi kazf suçu işlemiş olur ve Şeriatın emrince ona sopa cezası verilir.

* Ruhanîleri putlaştırmak, onları erbab haline getirmek, büyük günahtır; şirke ve küfre götürür.

* Tasavvufa göre her devirde bir tek büyük gavs bulunur. Bir İslam toplumunda yüzlerce, binlerce gavs varsa, o toplum dengesini yitirmiştir.

* Gavs olmadığı halde gavslığını ilan edenler kötü, şerir, şaki, yalancı, muzır, aldatıcı kimselerdir.

* Hiçbir gerçek âlim, fakih, şeyh, mürşid, muhterem zat bağlılarından, sevenlerinden kendi zatı için para ve mal istemez, toplamaz, verilirse almaz.

* Tarikatlar, cemaatler banka, holding, dev anonim şirketi gibi çalışamaz.

* İslam ahlak, edep, fazilet, hikmet dinidir. Müslüman ahlaklı, edepli, faziletli, hikmetli olmalıdır.

* Sakal bırakmak sünnettir. Sakal yüzünden gurura, kibre kapılmak, ucba düşmek, hava atmak, caka satmak caiz değildir, ahlaka ve hikmete aykırıdır.

* Asıl fazilet sakalda, taçta hırkada değildir; ilim irfan hikmet ahlak taqva ihlâs sahibi olmakladır.

 


Yorum Ekle