21 Eylül 2020, Pazartesi
Son Dakika

Yaşınızı sorabilir miyim?

12.07.2020

 

Kimi çocukluk yıllarını özler, kiminin ise özleyeceği bir çocukluğu bile yoktur. Bana göre dünyanın en yoksul insanı çocukluğu olmayan insandır.
 

‘Ömrün en güzel yılları’ diye geçer o yıllar. Tabii yaşanmışsa. Yani, çocuk gibi yaşanabildiyse…
Güzel bir ailenin bireyi olarak büyümüş ve emin ellerde sosyal- kültürel alt yapınız sağlam bir şekilde inşa edilmişse siz de zenginsiniz demektir… Hem de çok!
 

Herkes bu kadar şanslı olmuyor. Çocuğun; öksüzü var, yetimi var, yapayalnızı var, dilencisi var, yoksulu var, hastası var…
 

Bugün daha önceden de bildiğim bir söz çıkınca karşıma biraz çocukluktan ve çocuklaşmaktan bahsetmek istedim. Aslında ve galiba kendi çocukluklarımdan bahsetmek…
 

“Dürüst bir insan daima çocuk kalır.” Diyor Socrates.
 

Bu sözü duyana kadar kendime kızardım; “aman be Betül sen büyümeyecek misin?”
Evet ben 15 yaşını aşamamış biriyim. Bunu dürüstlük iddiasında bulunmak için söylemiyorum fakat söz gerçekten de hoşuma gitti. Bana teselli oldu diyebilirim.
İçimdeki çocuğu çok defa öldürmek istedim olmadı, karşıma yanlış ve doğru insanlar çıktı; onlar öldürmeye çalıştı yine ölmedi. Belli ki can hakkı bir kedininkinden çok daha fazlaydı.
 

Bazen çocukluğunu ve hatta gençliğini yaşayamamış insanlarla karşılaşırsınız. Tutsak doğmuştur, tutsak büyümüştür ve kendini mahkûm etmiştir en sonunda. Bunu kendi tercihiymiş gibi kanıksamıştır çünkü başka bir tercih hakkı yoktur. İnsan odaklı bir yazar olduğum için bazen çok irdelerin insanların iç dünyalarını. Bazen üstüne giderim muhatabımın.
Bazen kompleksli olduğunu görürüm, bazense yetersiz. Bazen özlem dolu ve bazen de yoksul!
Sevinemez bile. Yaşamayı unutmuştur. Biraz da unutmak ister. Nefes almak bile onun için bir lükstür. Ölümü hayâl eder. Bu hayâlin nedeni Allah aşkından değil elbet. Sadece sonsuz bir uyku ve hayatın keşmekeşinden sorunsuz bir şekilde sıyrılmak.
 

Dinlenmeye muhtaçtır. Özgür olmak ister. Özgür insanları gıptayla izlerken, çevresine taştan bir tuğla daha diker! Ve bir gün hapishanesinin duvarı tamamlanır.
Hayata sadece görebilmek için bıraktığı bir karışlık pencerden bakar. Çocuktur aslında. Fakat duygularını olabildiğince bastırır. Kendine güveni yoktur ve korkaktır. Her şeyden önce kendinden korkar. Hayat küser ve etrafına çizilmiş kalın çizgiden öteye adım atamaz. Atarsa yanacaktır!
Bana gelirsek, dürüst müyüm değil miyim bunu çevremdekilere sormak lâzım. Çünkü herkes kendine göre mükemmeldir. Burada ne desem boş. Tek diyeceğim şey; evet ben bir çocuğum. Etrafıma büyümeyen ve hiçbir zaman yaşlanmayacak olan çocuk gözlerimle bakıyorum. O kadar çocuğum ki, çamurlaşmış bir çift göze mavi şiirler yazabiliyorum, ya da kuraklaşmış bir toprak parçasını yeşile boyayabiliyorum. Zaman mefhumunu arkada bırakmış, beyaz atıma binmiş gidiyorum ve rüzgârlar karışıyor atımın yelelerine… işte ben bunu hissediyorum. Bir şehri kucaklayabiliyorum ve şehir buna karşılık beni bağrına basıyor. Bunu seviyor ve hissediyorum. Kimi insan kendini diri diri toprağa gömerken bir diğeri rüzgârla dans eder.
Sahi siz kaç yaşındasınız?


Yorum Ekle