`height=

Gazi Ü niversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Yönetimi Ana Bilim Dalı  Öğretim Ü yesi, Prof. Dr. Necati CEMALOĞLU ile söyleşimize devam ediyoruz;

AY: Prof. Dr. Selahattin Turan Hoca, bir tweet atmış 'Okulları yakın gelecekte zorlayacak bazı sorunlar: Taşkın Davranışlar, Taciz, Sigara Bağımlılığı, Eroin Bağımlılığı, Okulda şiddet,Yıldırma, Çeteleşme' Siz, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

CEMALOĞLU: Pandemi döneminde uzun süre öğrenciler okuldan ve disiplinden uzak kaldılar. Okula döndüklerinde bazı davranışlarını yitirmiş, bazı olumsuz davranışlar kazanmış halde geldiler. Okullarda öğrencilerin okula uyum sorunu yaşandığı bilinmektedir. Bu bağlamda potansiyel disiplin sorunlarında kısa ve orta vadede artış yaşanabilir. Bu sorunlarla başa çıkmak okulun, ailenin ve toplumun sorumluluğundadır. Okul yönetimleri önlemsel yaklaşımlarla, öğrencileri disiplin dışı davranışlara sevk eden faktörleri iyi saptayıp ortadan kaldırmalıdır. Aile-okul iş birliği disiplin sorunlarının çözümünde önemli rol oynar. Ayrıca okulun caydırıcı disiplin yönetmeliği ve kararlı uygulamaları olmalıdır. Disiplin sorunlarının çözümünde lider yöneticilere ve lider öğretmenlere ihtiyaçvardır.

AY: MEB, tarafından 'değerler eğitimi' verilmesi kararlaştırıldı. Ama, kendi kadrolu öğretmenleri yerine bazı vakıflarla anlaşma yoluna gidildi. 'Değerler eğitimi' sadece okulda mı verilmeli, kimler tarafından?

CEMALOĞLU: Değerler eğitimi denildiğinde her ne dense din eğitimi akla geliyor ve dini kuruluşlarla iş birliği kurulmaya çalışılıyor. Değerler eğitimi, aslında ailenin, toplumun ve okulun tüm paydaşlarını kapsayan, topyekû n bir eğitimi içerir. Öğrenciler değerleri kulaklarıyla öğrenmez, gözleri ile öğrenir. Öğretmen derse 10 dakika geçgelirse, öğrenciye çalmayı öğretir. Öğrenci müteahhit olduğunda demirden, çimentodan, kumdan çalmaya başlar. Bu sebeple okuldaki her branş öğretmeni bu konuda sorumludur. Değerler okulda anlatılmaktan ziyade yaşatılmalıdır. Her dersin içine enjekte edilmeli, fırsat eğitimi yoluyla verilmelidir. Okul dışı kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapılması sakıncalıdır. İleride çok önemli sorunlar ortaya çıkabilir.

AY: Siz bazı değerleri 'hikâyelerle anlatmanın da' bir yol olduğunu yazmışsınız. 'Öğrencinin görmesi, anlaması, dokunması, yaşaması, içselleştirmesi' nin yolları çok galiba;

CEMALOĞLU: Annem, her akşam bir şeyi bahane edip hikâye anlatırdı. Hikâye genellikle temalı olurdu. O yaşlarda temalı olduğunu bilmiyordum. Temalı olduğunu şimdi anlıyorum. Hiçunutmadığım bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak isterim. Osman adında küçük bir çocuk varmış. Bu çocuk, bir gün komşunun kümesinden yumurta çalmış. Annesi: Aferin oğlum, demiş. Yumurtayı pişirip afiyetle yemişler. Çocuk, komşuların kümesinden yumurta çalmaya devam etmiş. Annesi, Osman hırsızlık yaptıkça övmüş ve onu hırsızlık yapması konusunda desteklemiş. Osman büyümüş ve ülkenin en meşhur hırsızı olmuş. Hırsızlık yaparken yakalanmış. Mahkeme idamına karar vermiş. İdam edilmeden önce son isteğinin ne olduğu sorulmuş. Osman, annesini görmek istediğini söylemiş. İdam mahkû munun son isteği yerine getirilmiş. Anne Osman`ı görünce ağlamaya başlamış. Osman: Anneciğim bu dünyadan çekip gideceğim. Dilini uzat son bir kez göreyim, demiş. Annesi dilini uzatınca, Osman annesinin dilini ısırıp koparmış. Herkes şaşırıp kalmış. Neden ısırdığı sorulduğu zaman, ilk yumurtayı çaldığı zaman annem beni uyarmış, doğru yolu göstermiş olsaydı, bugün idam mahkû mu olmazdım, demiş.Annem bu hikâyeyi anlattıktan sonra herhangi bir konuşma yapmazdı. Ben o günlerde çocuk belleğimde, hırsızlığın kötü bir davranış olduğunu, hırsızlık yapmamak gerektiğini düşünürdüm. Öğrencilik yıllarımda sınıfta kimse yokken sınıfta birisinin bir şeyi çalınır ve benden bilinir korkusuyla hiçsınıfa girmedim. Bugün düşünüyorum. Annem acaba nasihatle, sürekli telkinle hırsızlığın kötü bir davranış olduğunu anlatmış olsaydı, bu kadar etkili olur muydu? Annemin yaptığı okullarda uygulanmaya çalışılan yapılandırmacı öğrenme yaklaşımından başka bir şey değildi; Değerleri kazandırmanın birden çok yolu ve yöntemi olabilir. Hikâye anlatıcılığı da bu yöntemlerden en etkili olanlar arasındadır. Çocuklar için yazılmış hikâye kitaplarını okuyan ve bu hikâyeleri çocuklarına anlatan ebeveynler, çocuklarının hem bilişsel hem de duyuşsal gelişimine önemli katkı sağlamış olur. Aynı zamanda iyi seçilmiş hikâye kitapları çocukların kitap okuma alışkanlığını kazanmasını sağlayabilir. Çocukların sözcük dağarcığı geliştirilirken, verilen sözcükler kısa zamanda unutulmaktadır. Ancak bir olay, durum, hikâye ya da içerikte verilen sözcükler uzun süre hafızada kalmaktadır. İnsan beyni, bir sözcüğü ilişkilendirdiği, transfer ettiği ve kullandığı zaman daha kolay öğrenebilmektedir. Hikâye anlatımı sürecinde gizli müfredat yoluyla hem değerler hem de temel dil ve anlatım becerileri kazandırılabilir.

AY: Çocuk yaramazsa, dersi dinlemiyorsa, derse çalışmıyorsa' hep o mu suçlu? Öğretmenin yapacağı bir uygulama yok mu?

CEMALOĞLU: Derse çalışmama konusunda öğrenciler açısından önemli olan etkenlerin başında, okuldaki öğrenme konusu ile öğrencilerin hedefleri arasında ilişkinin olmamasıdır. Hedef ile öğrenilecek konu arasında ilişki yoksa doğal olarak da öğrenme süreci de ortaya çıkmaz. İlgi olmadan bilginin ortaya çıkma olasılığı çok düşüktür. Diyarbakır`da çocuğunun derse çalışmadığını, okula gitmek istemediğini.' belirten anne ısrarla bu durumun nedenini öğrenmek istedi. Bu soruyu bana soran anne ve yanındaki üçkadına şu soruyu sordum: 'Kayapınar ilçesinden Sur ilçesine kadar yürüyerek gidip gelirseniz, size Denizli Horozu vereceğim.' kabul eder misiniz? dedim. Dört kadın da 'Hayır.' cevabını verdi. Neden kabul etmediklerini sorduğumda: Denizli Horozu için Kayapınar- Sur, Sur-Kayapınar güzergâhını gidip gelmeye değmeyeceğini belirttiler. Burada kadınlara verilen ödül ile yapılacak iş arasındaki ilişki önemli rol oynadı. Kadınlar, Denizli Horozu için o kadar yolu tepmenin anlamsız olduğunu düşündükleri için, önerimi kabul etmediler. Çocuklar da böyledir. Çocuklar, ödül ve çaba arasındaki ilişkiye benzer şekilde, sarf ettikleri enerji ile elde edeceklerinin, kendileri için ne kadar önemli olduğuna bakarak karar verirler. Eğer ödül onlar için değerli ise, derse çalışmaya başlar. Bu sebeple, çocukların hedefleri ile çalışılacak ders, öğrenilecek konu arasında anlamlı bir ilişkinin olması, kurulması gerekir. Bu ilişkiyi içsel olarak çocuk bizzat kendisi kurabileceği gibi, etkilendiği lider öğretmeni, etkileşim içerisinde bulunduğu arkadaş grubu da katkıda bulunabilir. Arzu edilen, beklenen durum çocuğun içsel olarak bu ilişkiyi kendi kurması ve öz yönetim becerisi geliştirmesidir.

Okulun müfredatı öğrencinin seviyesinin çok üzerinde ise, müfredat öğrencinin ilgisini çekmiyorsa, öğretmenler öğrencilerin derse konsantrasyonunu sağlamada başarısız ise, akış anının öğrencide ortaya çıkma olasılığı azalmaktadır. Müfredat öğrencinin ilgisini çekiyorsa bu aşamadan sonra akışa geçmek için temel bilgi ve becerileri öğrenciye kazandırmak için sürekli tekrar yapmak, alıştırma yaparak ustalaşmak yeterli hale gelmede önerilen bir yöntemdir. Ustalık kazanmanın yolu tekrardan geçer. Öğrenilen bilgi tekrar edildikçe beyinde sinapslar uzamaya ve sinapslar arasında nöronlar gidip gelmeye, kısacası öğrenme gerçekleşmeye başlar. Ü zerinde çalışılmış ve pratiklik kazanılmış tüm davranışlarda beyin bu işlerde daha az efor sarf ettiği için akışa geçme olasılığı daha da artar. Öğrenmede sıklıkla kullanılan '10. 000 Saat Kuralı' akışa geçmede önemli bir düzeyi ifade eder. 1981 yılında Paraşüt Kursu`na gittiğimde, uçaktan atlamadan önce yerde 'Beş Nokta Taklası' adı verilen bir takla türü öğretiliyordu. Paraşütçü, paraşütle yere düştüğünde bu taklayı atarak, çarpmanın etkisini beş ayrı noktaya dağıtarak, olası kırılma ve çatlamaları önleyebiliyordu. Yer eğitimlerinde 2000`in üzerinde Beş Nokta Taklası attığımız için, paraşütle yere düşerken takla atmayı düşünmediğimiz halde yere düşer düşmez psikomotor beceri olarak takla atıyorduk Daha sonraki yıllarda geçirdiğim trafik kazalarında da bu taklayı farkında olmadan attım. Kaza esnasında 'Akış Anı'nı yakalamak olarak ifade ettiğim bu durum, bilgi ve beceri gerektiren mesleklerde de benzeri durumun ortaya çıkmasında etkili olmaktadır.

Öğrenciler derse çalışmıyorsa muhtemelen hedef, ilgi ve akış sorunu vardır. Öncelikle öğrencilerin ilgi alanlarına yönlendirme yapmak, mesleki rehberlik uygulamalarının etkililiğini artırmak gerekir. Öğrencinin ilgi alanındaki öğrenmelere motive olmaları daha hızlı olacağı için, odaklanma sorunu da ortadan kalkacaktır. Yaptığı işte başarılı olmasında asıl etkili olan durum akıştır. Öğrenci ilgi duyduğu alanda derse çalışırken akışı yakaladığı için uzun süre verimli ders çalışma durumu ortaya çıkmaktadır. Uzun süre derse çalışmasındaki ana etken, akış anını yakalamış olmasıdır. Akışı yakalayan öğrencilerin dikkatini dağıtacak, onları amaçlarından saptıracak olumsuz davranışlarda azalma meydana gelmektedir. İyi bir akış için gerekli ve yeterli düzeyde yapılan tekrar, alıştırma, önemli bir etkiye sahiptir. Öğrenirken akışı, sınav esnasında akışı, müsabakalarda akışı yakalayan kişiler, doğal olarak da başarıyı yakalamaktadır. Akışı yakalayamayan öğrencilerin en önemli sorunu öğrenilecek konu ya seviyesinin çok üstünde ya da öğrenci öğrenilecek konuya karşı ilgi duymamaktadır. Öğretmenlerin, ebeveynlerin öğrencileri izlemesi gerekir. Oynarken, derse çalışırken, konuşurken akış alanlarını fark edip bu alanlara yönelmelerinde rehberlik yapmak, öğrencilerin başarıya ulaşmalarında önemli rol oynar.

Devam edeceğiz;