DOLAR
5,8922
%-0,59
EURO
6,5004
%-0,60
ALTIN
282,67
%-0,66
BİST100
95.277
%1,38

Biz kavramı üzerine değerlendirme

09.07.2019 00:00

Konuşma dilinde çoğu zaman ben yerine “biz” kavramı tercih edilir. Bazen “biz” kavramının altında gizli bir benlik ve ego duygusunun yattığını da gözlemek mümkündür. Mesela aşağıda sorulan soruya verilen cevap incelendiğinde görülecektir: “Her hafta kucak dolusu armağan kitapları postaneye siz mi götürüyorsunuz? Doğrusu, sizin bize sorduğunuzu biz de yapıyoruz. Okuduğumuz kitabın yazarıyla temasa geçmek, iletişim kanalı oluşturmak, yorum alışverişinde bulunuyoruz, öğretici oluyoruz. İletişime açığız. Her yazar, şair, akademisyen ile eserleri üzerine diyalogu elbette tavsiye edebiliriz.” Yukarıdaki cümlede soyut olarak siz ve biz kavramı kullanılarak bir statü vurgusu yapılmış oluyor.

Belirleyici statü:

Diğer insanların bizim hakkımızdaki düşüncelerini ve bize karşı tutum ve davranışlarını belirleyen şey çoğu zaman bizim içsel özelliklerimizden çok, statümüzdür. Statü, diğer insanların bireylerin toplum içindeki yerine verdikleri addır. Bir bireyin çocuk, erkek, kardeş, bölüm birincisi, doktor gibi çok sayıda statüsü olabilir. İnsanlar hem edinilmiş (verilmiş) statülere hem de kazanılmış statülere sahiptirler. Örneğin erkek ya da kadın olmak, zengin ya da yoksul bir ailede doğmuş olmak ya da belirli bir ırkta doğmuş olmak gibi statüler, edinilmiş, yani doğuştan gelen statülerdir. İnsanların daha sonra kendi çabalarıyla ve bazen de şansla elde ettikleri statüler ise kazanılmış statülerdir. Öğretmen olmak, baba olmak ya da piyangoyu kazanıp zengin olmak, kazanılmış statülere örnektir. Geleneksel toplumlarda insanların toplumdaki yerlerini belirlemede doğuştan gelen statüler daha ön plandayken, günümüz modern toplumlarında kazanılmış statüler daha önemlidir.

Değer ve değerlendirme!

Değerler, davranışlarımızı yargılarken ve hayattaki amacımızı seçerken başvurduğumuz; toplumsal olarak paylaşılan, amaçlarımızı ve davranışlarımızı belirlemede bize neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söyleyen standartlardır. Başka bir deyişle değerler, toplum ya da sosyal bir grup tarafından önemli görülen ideal ve inançlardır. Farklı toplumların değerleri birbirlerinden farklı olabilir, örneğin aileye bağlılık, mütevazılık, kadercilik ya da misafirperverlik gibi çeşitli değerler bazı toplumlarda son derece önemliyken, bazı başka toplumlarda bireycilik ve rekabetçilik önemli değerlerdir ve örneğin mütevazılık bir zayıflık olarak görülebilir.

Bir başka soru ve cevabı üzerinde duracak olursak biz kavramı yine bir üstün değerlilik olarak kullanıldığı görülecektir: “Armağan göndermek güzel bir duygudur sanırım. Lâkin sıcak havalarda kitaplarla emek verip yola çıkmak zor olsa gerek. PTT (Posta ve Telgraf Teşkilatı) Görevlileri artık size yardımcı oluyor mu? İlk zamanlarda bizim ve görevini yapan PTT memurlarının işi zordu. Sıradan müşteri gibiydik. 50 paketi yollamak için birkaç saatimizi veriyorduk. Ama zamanla PTT görevlileri bu etkinliğe dört elle sarıldığımızı fark edince, misal haftanın belli günleri, belli saatleri düzenli olarak geldiğimizi görünce, bize yardımcı olmaya başladılar. Sağ olsun, o bölümdeki personel, bize hürmet ediyor. Misal bugün 56 paket yollayacağız.”

Kimlik biçimlenmesi!

Kimliğin biçimlenmesi olarak toplumsallaşma, benlik mefhumunun gelişimiyle ilgili daha spesifik süreçler sayesinde ortaya çıkar. Bu noktada, Charles H. Cooley’in ayna-benlik (lookingglass lef) metaforu konuya önemli bir açılım getirmektedir. Bu metafor, insanların diğerlerini nasıl gördüğü ve kendilerini nasıl değerlendirdiği yönündeki algılamalara gönderme yapar. Cooley’e göre ayna-benlik, etkileşime girilen başka kişilerin bizimle ilgili değerlendirmeleri sonucu bize dönen bilgi kapsamında kendimiz ile ilgili anlayışımıza gönderme yapar. Bu nedenle ayna-benlik, bireyin diğer şahısların kendisine karşı olan reaksiyonu vasıtasıyla nefsi hakkında edinmiş olduğu tasavvuru simgelemektedir. Başka bir ifadeyle, günlük ilişkilerimizde çevremizden aldığımız bizimle ilgili mesajların benliğimize yansıması durumunu ifade etmektedir.

Buna örnek olarak aşağıdaki şu soru ve cevapta bulabiliriz: “ Günümüz gençlerinin kitap okuma faaliyetlerini nasıl buluyorsunuz? Türkiye gençlerine tavsiyeleriniz nelerdir? Ülkemizde kitap okuma alışkanlığını kazandırmaya çalıştığımız milyonlarca genç bulunmaktadır. Kitap okumadan, bilgi sahibi olmadan, öğrenmeden yaşayabileceklerini zannedenlerin, söz ve itibar sahibi olamadan dolgu malzemesi olmaktan başka bir şansları olmadığını belirtmek isteriz. Kitap okuyan gençlerin önemli bir kesiminin ciddi, kendilerini titreten eserler okumadığını görüyoruz. Gençlerin kendilerini yenilemelerini, güncellemelerini öneriyoruz. Kim 500 Milyar İster Yarışmasını zaman zaman izliyoruz. Bu program bizim kültür seviyemizi net olarak gösteriyor. Bilgi Üniversitesi mezunu bir arkadaşımız “Çin Seddi Hangi ülkededir” sorusunu bilemedi. Aynı üniversitenin Kamu Yönetiminde okuyan bir kızımız TBMM’nin meclisin diğer adının “Parlamento” olduğunu bilemedi. Bilemediği gibi de bu konuda sosyal medyadaki tepkilere verdiği cevap özrü kabahatinden büyüktü: “Ben Atatürkçü olduğum için üzerime geliyorlar. Ne var bunda bilmeyebiliriz.” İnsanlar mağlup olunca kendini kurtarmak için birilerine sığınma ihtiyacı hissediyor. Yani biz diyerek hatırı sayılır kişi ve grupları dahil ederek kendini haklı çıkartmaya çalışıyor.

Sonuç olarak biz kavramını bazı insanlar mütevazilik adı altında gizli bir benlik duygusu içinde söylediği görülebilir. Bazen insanlar gizli bir benlikle hep kendinden bahseder ama biz kavramının arkasına da gizlenebilir. Bazen de “bu fakir”, “bu garip” veya “bendeniz” gibi ifadelerle hep kendini anlatır ve gündemde tutar. Kimileri de biz kavramını sosyal statü elde etmek için kendini bir grubun, bir kurulun ve bir topluluğun lideri vehmine kapılarak kendini lanse etmeye çalışır. Doğrusu kim olursak olalım açık, net, yalın, sadece ve samimi olmamız gerekir! Hz. Mevlana’nın bundan sekiz asır önce söylediğini tekrar etmekte fayda var:

“Ya olduğun gibi görün/ ya göründüğün gibi ol”


Yorum Ekle