13 Temmuz 2020, Pazartesi
Son Dakika

İlhamsız sanat ve hayata can atanlar

09.04.2020

Yakın bir dönemde birkaç Avrupalının kafa sıkıntısı, oluşmuş değerleri solladı, manevî değerler alt üst oldu. Tereddüt geçiren nesil ve kitleler bilim ve din arasında bocalamaya başladılar. Akılcılık Din-dışında anlaşılmakla rasyonel yaklaşım sahibi olmak dinin içerdiği, taşıdığı verilere itiraz etmekle bir tutuldu. Ondokuzuncu yüzyıl Fransa’sında bu aykırı çığırda en uca kadar gidilmiştir. August Comte tarafından ortaya atılan, adına Pozitivizm denilmekte olan, özünde Ogüst Kont’un şahsî hayatındaki kimi problemlerle ilişkili olduğu düşünülebilir bir karşıçıkıştır. Bu karşıçıkışın temelinde onun aşırı iddiası bulunmaktadır. Üniversitede verdiği ilk üç dersten sonra bir bunalım geçirdiği biyografisinde yazılıdır. O Kont bir İnsanlık Dini yapmak istiyordu. “Yapmak” fiilini özellikle kullanıyorum. Bütün tarihsel verilerle bağını kesmiş bir felsefecinin özel dünyası söz konusudur. O, İnsanlık Dini yapmak istiyordu. Kendini bu yapma dinin başrahipliğine ataması da arkasından geliyordu. Fransa’da düşmanları aile yaşantısındaki düş kırıklıklarının altını çizmeden edemiyorlardı. Hatta daha sonra Clotilde de Vaux’ya duyduğu platonik aşk, alaya alınmasına bile yol açmıştı.

Kont’un kalkıştığı, tipik bir marjinallik örneği olarak karşılanmıştır. Kendi ülkesinde ona felsefede ancak marjinalde biri diye bakıldı. Akademik çevreler karşısında Pozitivizm, daha sonra Türkiye’de, Mısır’da olduğu kadar dar benimsenmemiştir. Bu paradoks Murtaza Korlaelçi’nin “Pozitivizmin Türkiye’ye Girişi”nde verilir.

Agnostisizm yani Bilinemezcilikten destek bulmakta olan “kuşku duyma”, elbette, insanlarda görülen bir ruh hali iken, toplumda bir cereyan imkânı araması August Comte ile olmuştur denebilir. Geçişli olarak, Ateizm ile Pozitivizm arasında bir ilişki vardır. Acaba Kont’un kişisel soruları, bunalımları bu akımın biçimlenmesinde etkili olmuş mudur? Aşırı gitmiş, Esperanto nasıl yapma dilse, onun yapma dini de ciddî bulunmamıştır.

Taraftarları olmuştur. Ancak daima marjinal bir sosyallikte kalmışlardır.

Fakat Fransa dışına baktığımız zaman iş değişiyor. Türkiye ve Mısır, yani gününde Osmanlı aydınları arasında, önce Kahire, sonra İstanbul’da; biraz ötede de İran aydınları arasında (İran’da Batılılaşma çizgisi bizimle benzerlikler taşır.) Pozitivist kabuller, şayet Fransa’da, İngiltere’de (Evliya Çelebi’nin 10. ciltte Mısır’ı incelerken, Mısır’ı “İngilis Ceziresi” ile mukayesesi tarihsel bir önsezi değerinde değil midir? Gelecekçi bir nitelik taşımıyor mu?) Osmanlı’daki gelişmeleri iştahla gözleyenler varsa beklediklerine kavuştular!..

*

Hz. Adem’in manzum duası

Yazımızı, Pozitivizmle Darwinciliğin şark kafasında hazin bir salata haline geldiği günümüzde, bir şiirle bitirelim.

Hazret-i Âdem Safiyullah’ın İbrî lisanında söylediği şiir olarak Evliya Çelebi Afrika’nın güneydoğusunda bir şehirde kendisine okunan bu nazmı kitabına dahil etmiştir.

Hidâm tıt edilem

Allah’ım benim imânımı

huji çiji riba felaj riba felaj riba

şeytândan sakla kurtar beni kurtar beni

süjüm jaken tarj dilem şerij tena

cümle meleklerin bana hizmet etsinler

(müfte’ilün müfte’ilün vezni üzere olduğunu not etmiştir.)


Yorum Ekle