23 Ocak 2021, Cumartesi
Son Dakika

Prof. Dr. Koç; “İddiası olan bir Millet olarak, birinci gündemimiz ilim, teknoloji ve sanat” olmalıdır

12.01.2021

Prof. Dr. Şükrü Koç; “İddiası olan bir Millet olarak, birinci gündemimiz; “ilim, teknoloji ve sanat” olmalıdır.

Sitemiz Köşe Yazarı Dr. Göktan Ay’ın, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi. E. Öğr. Üyesi, Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Şükrü Koç  “sanat, bilim, deprem-toplum” konularında yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz.

AY: Sn. Hocam, nasılsınız? Emeklilikte korona günleri nasıl geçiyor?

KOÇ: Teşekkür ederim. Emeklilik ve Korona birlikte geldi. Tüm hayatım değişti. İşe gitmiyorum, her gün gördüklerimi göremiyorum. Ders yok, öğrenci yok, trafik yok, telaş yok. Yeni duruma alışmaya çalışıyorum. Evdeyim ve huzurluyum; kitap okumak, bir şeyler yazmak, eşime yardımcı olmak gibi etkinlikler beni mutlu ediyor. Sokağa çıkamamanın baskısını hissediyorum, fakat çok etkilenmiyorum. Her yaşın güzellikleri olduğu gibi, her vaktin de güzellikleri var.                                                                   

AY: Bu dönemde sağlık çalışanlarının çığlıklarının  duyulduğuna inanıyor musunuz? İnanmıyorsanız, neden?

KOÇ: Korona sürecinde doğal olarak sağlık çalışanlarının yükü arttı. Şikayetlerin bir kısmı salgın öncesinde de vardı, fakat şartlar insanların sabrını zorlamaya başladı. Yaptıkları uyarıları ciddiye almayan cahil insanlar en çok sağlık çalışanlarını rahatsız ediyor. Ayrıca, doktorundan hasta bakıcısına kadar ortak dertleri bilinçsiz hasta sahiplerinin şiddete başvurmasıdır. Bunun dışında, çalışma şartlarının ağırlığına rağmen aldıkları ücretler düşüktür. Hepsi bir araya geldiğinde çektikleri sıkıntılar “çığlığa” dönüşmektedir

AY: Son yıllarda birbirini dinlememek geçerli oldu. Siz; “kendi görüşümüzün ‘sınırlı olduğunu’ bilmek ve doğrunun ‘başka görüşler’ içinde, ‘bakış açılarına’ serpili olduğunu kavramak zorundayız.” diyorsunuz. Açar mısınız?

KOÇ: Sosyal medyadaki önyargılı, taraflı ve kışkırtıcı mesajların toplum hayatımızı negatife yönde etkilediğini düşünüyorum. Bu alanda hakarete varan, kalp kıran mesajlar uçuşuyor. Kötü niyetlileri, ajitasyon ve prorovakasyon amaçlıları bir tarafa bırakırsak, diğerlerine bir hatırlatmadır söylediklerim. İnsanların bilgi ve kültürel birikimleri, görmeleri, duymaları, anlamaları farklı farklıdır ve sınırlıdır. O halde “ben her şeyi en iyi bilirim edaları gereksizdir”, demek istedim. Bakış açısına, ön yargılarımıza, tarafımıza göre, değerlendirmeler yapıyoruz neticede; “tabi ki, farklılıklar olacaktır. Buna saygı duyulmalıdır”, demek istedim.

AY: “Gazi M.K. Atatürk, Türk Milleti’nin yetiştirdiği büyük bir kahramandır ve geleceğimizle ilgili güzel şeyler söylemiştir. Bize, geleceğe odaklanmak ve gösterdiği “kutlu” yolda yürümek düşer, “istismarcı yanlışlara” düşmeden...” diyorsunuz. Çok doğru…Neden, son yıllarda sıkça M.K. Atatürk ve İ. İnönü üzerinden tartışma çıkarılıyor?

KOÇ: Atatürk, bizlere “Türk Milletini muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkartmayı” hedef göstermiştir. Bu hedefe ulaşmak için yapılması gerekenler “Atatürk, İnönü, Vahdettin ve Abdülhamit üzerinden saçma sapan tartışmalar yapmak” değil; “birlik olup, çağın gereklerine göre gece gündüz çalışmaktır.” Tarihimizde önemli katkıları bulunan şahsiyetleri; “iyidir, kötüdür, haindir” diye tartışmak, kendi cılız dünyamızda onları değersizleştirmekten başka bir işe yaramaz. Tarih orada duruyor, bilmiyorsan okur öğrenirsin. Onlar bize aittir ve kıymetlidirler. İstismar edilmemelidirler. Gereksiz cahilane tartışmalar milli birliğimizin altını oyar. Zamanla, birbirimizle kavga etmemiz için, sebep haline gelirler. Düşmanlarımızın istediği de budur. Emperyalistler, son yıllarda bölgemizdeki ülkelerde,  kavga potansiyeli olan konuları  kaşıyarak birbirlerine düşürmüşler, sonra da güya arabulucu kisvesine bürünerek, kavgaları büyüterek,  o ülkeleri işgal edip, zenginliklerin üzerine çökmüşlerdir. Türkiye bu durumlara düşmemelidir.

AY: Bazı “meslek sahiplerinin” siyasi konuşmaları, tweet atmaları hoş karşılanmıyor. Her birey; mesleği ne olursa olsun, ülkesinin de olan-bitenden-gelişmelerden haberli olmalı mı? 

KOÇ: Gayet tabi. Özellikle aksakallıların konuşmasında, yazmasında fayda vardır. Meydanın provokatörlerle dolup taştığı, ülkemizin iç barışının bozulmaya uğraşıldığı, kritik zamanlar yaşadığımız şu günlerde aydınlarımıza çok iş düşmektedir. Siyaset, kötü bir şey değildir. Ülkemizin siyasetle yönetilmesine karar vermişiz. O halde siyasi mesaj ve konuşma neden yanlış olsun? Geçmişte siyaset kurumunun yıpratıldığı süreçlerden sonar ihtilallerin geldiğini unutmamalıyız. Sorunlarımızı siyasi yöntemlerle çözmezsek, çözemezsek, ya kaoslar yaşarız, ya da boşluk yasadışı yollarla doldurulur. Piyasada art niyetli bozguncular cirit atarken insanlarımızı yönlendiriyorken bizler neden susmalıymışız? Ülkemize hainlik yapanlar, bölücülük yapanlar, emperyalist devletlerin temsilciliğini yapanlar karşısında susmak yanlıştır. Doğru bildiğimizi söylemek bir vatan borcumuzdur. Siyaset, basit parti kavgaları değildir.

AY: Sorunuz şu; “Önce rahmetli ebem, sonra anam, duruşuyla sonra babam ve en sonunda ilkokul öğretmenim asla yalan ‘söylemeyin’ demişti. Yalanın insanı küçülttüğünü, yalan söyleyenin dik duruşlu olamayacağını, mumun yatsıya kadar yanabileceğini bilmiyor muyuz?” İnsanlar neden yalan söylemek ihtiyacı duyar?

KOÇ: İnsanlar hakikati gizlemek; menfaatlerini korumak, nifak sokmak, ortalığı karıştırmak, bir çıkar elde etmek ve benzeri amaçlarla yalan söyler. Yalan söylemeyi bir alışkanlık haline getiren, bundan en ufak bir utanç duymayan kişiler sosyal hayatımızın mikroplarıdır. Bunlar belki yalanlarıyla bir şeyler elde edebilirler ama dik duruşlu olamazlar, kalitesiz, zayıf bir kişilik sergilerler. Yalancı bile yalan söyleyenden hoşlanmaz. Böylesine aşağılık bir şeydir.

AY: “Dört torunum var, bu yüzden çevremdeki birçok ana okulu ve ilkokulu takip ediyorum. Yılda en az iki defa yaptıkları ve bizi de davet ettikleri “kültür etkinliklerinde” yoz Batı kültürü aşılanıyor.” diyorsunuz açar mısınız?

KOÇ: Bir toplum kendi kültür birikimine sahip çıktığı oranda kuvvetli bir millet olarak yaşar. Milletler arasındaki normal kültür alış verişi dışında köleleştirmek, kolonileştirmek, şahsiyetsizleştirmek için yapılan yabancı kültür aşılama programlarından yakınıyorum. Okullardaki etkinliklerde çocuklarımıza dinletilen müzikler, giydirilen kıyafetler bize ait değil. Kovboy ve korsan kıyafeti nerden çıktı. Noel Baba figürleri ve öğretileri de cabası. 7-8 yaşlarında, yeni gelişmekte olan yavrularımıza önce kendi kültürümüze ait temel değerler verilmelidir. Bu yaşta kulağı kirlenen çocuklarımız bir daha Türk müziği dinlemez oluyor. “Bir millet değiştirmek istiyorsanız müziğini değiştirin yeter” diyen filozoflar haklıdır. Bakanlık'ımızın adı Milli Eğitim Bakanlığı’dır ama maalesef bu konular MEB’in ilgi alanında değildir. Onlar dersler kaç dakika olacak? Sınavlar öyle mi, böyle mi yapılacak? Vb. gibi teknik hizmetlerle uğraşıyor.

AY: AK Parti Hükümetlerinin ve CB Hükümeti’nin eğitimde/kültür/sanat alanında düşünce ve uygulama farkları var mı?

KOÇ: Eğitim, kültür ve sanat alanlarında geleneksel gidişatımızdan esaslı bir fark göremiyorum. Dün ne ise, bugün de o. Yetiştirdiğimiz nesillerin köklü bir tarih bilgisi ve şuuru yok, Türk kültürüne ihtiyacı yok, sanat dünyası kısır…Bu durum şu ya da bu hükümetle ilgili olmayıp, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin üstesinden gelmediği/gelemediği bir sorun…Yöneticilerimiz ve bu işle sorumlu olan kurumlarımızın söylemlerinde bolca duyduğumuz eğitim/kültür/sanatla ilgili hususları bir türlü hayata geçiremiyoruz. Sonuçta bize başkaları müstemleke status uygularken, bu aşağılayıcı durumu fark bile edemiyoruz. Kendi değerlerimizi kıymetli bilip yaşatan, bunun üstüne evrensel değerleri ustalıkla yerleştiren eğitimli kültür ve sanat insanları yetiştirmek zorundayız. 
Son yıllarda İstanbul ve Ankara’da sanat dünyamızı ilgilendiren muhteşem binalar yapıldı. Özellikle; “Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu” gerçekten muhteşem. Bu tip alt yapı hizmetleri alkışı hak ediyor. 

AY: “Güvenli bina için bazı STKlar öneride bulunmuş: 1.Müteahitlerde yeterlilik kriterleri aransın. 2.Yapı denetim sistemi güçlendirilsin. 3.Yetkin uzman mühendislik sistemi gelsin. 4.Mesleki eğitime önem verilsin. 5.Kaliteli inşaat. malzemeleri kullanılsın. 6.Binalara kimlik belgesi verilsin.” Çok geç kalınmadı mı? Bunların gerçekleşmesi çok mu zor? Neden gerekli hassasiyet gösterilmiyor, yıkımdan sonra koşturuluyor?

KOÇ: Elbette geç kalındı. Yapılan önerilerin gerçekleştirilmesi de çok kolay. Öncelikle jeoloji ve inşaat mühendisliğinin gösterdiği yola itibar edilmediği görülüyor. Yapılan denetlemelerde gösterdiğimiz başarısızlık ise, en zayıf tarafımız…

Mesele çok boyutlu. Ne yazık ki, cehalet ve ahlaki sorunlar da var. Uygun yer seçimi, kaliteli ve sağlam bina yapamayışımız da, ilgili Bakanlığın ve Belediyelerin sorumluluğu vardır. Buralarda işinin ehli, yüksek ahlaklı kişilerin eksikliğini görüyorum. Belediye Başkanlarını yanlış seçiyoruz. Bu seçimde başkan adaylarından uygun bir diploma istenmelidir. Şehircilikle, belediyecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, partisinde değerli cahilleri başkan seçiyoruz. Onlar da gelip, şehirlerimizi, ilçelerimizi istedikleri gibi şekillendiriyorlar. Daha doğrusu “şekilsiz” hale getiriyorlar. Çoğu zaman şehrin “tarihi, kültürel değerleri talan ediliyor.” Rant peşinde koşan belediyeler her şeyi berbat ediyor. Sorumlular ne denetleniyor ne de yaptıkları hata yüzünden cezalandırılıyor. Yapanın yanına kar kalıyor.

AY: “JEOLOJİ bilgisinin önemi anlaşılırsa hayatımız kolaylaşır. Belediyelerde en az bir jeolog/jeoloji mühendisi çalıştırılması mecburi olmalıdır” demişsiniz. Tıpkı, korolarda/topluluklarda “müzikolog” kadrosu olduğu halde, alım yapılmamasına benziyor… Neden jeolog/jeoloji mühendisi kadrosu açılmıyor?

KOÇ: Türkiye’de jeolojinin önemi depremden depreme anlaşılıyor ve hemen uzman olsun olmasın bir profesör bulunarak televizyona çıkarılıyor. Onlar da bize bol bol fay hatlarını anlatıp, enerji birikiminden bahsederek halkımızın huzursuz olması için elinden geleni yapıyor. Böylece; “jeoloji, gelecekten kötü haberler veren bir fen bilimi” olarak zihinlerde yerini alıyor. Şimdilerde sosyal yazılarda, makalelerde çok kullanılan bir kavram olan “fay” jeolojinin önüne geçmiş görünüyor. 
Her belediyede en az bir “jeoloji mühendisi” çalıştırılmalıdır ki, yapılaşmada yer seçimi konusunda hata yapılmasın. Yol güzergahları belirlenmesinde düşülebilecek yanlışlara düşülmesin. Yeraltı su problemleri varsa çözülsün. Jeoloji sadece bu da değildir. Bugün dünyanın meşgul olduğu her şey jeoloji ile ilgilidir. Başta petrol olmak üzere her türlü  maden yatakları dünya politikalarını belirliyor, savaşlar bunun için yapılıyor, sınırlar buna göre çiziliyor. Ama bizim öğretmenlerimiz orta dereceli okullarda bağımsız bir jeoloji dersinin okutulmasına karşı çıkıyor. Bulunduğumuz nokta işte bu… Aynı zihniyet, müzik alanında da müzikolog kadrolarına yanlış bakıyor…

AY: Bu toplum, neden FUTBOLU ve KORONAYI konuştuğu/tartıştığı kadar, BİLİM/SANAT ve TEKNOLOJİYİ konuşup/tartışmaz? Eksik olan ne?

KOÇ: Toplumun gündemindeki konular olanı biteni idrak etme seviyesi ile ilgilidir. Bizim gibi tarih yazan, etrafı düşmanlarla dolu bir milletin her zaman diri, uyanık ve güçlü olması gerekir. Bizim eğlenceye ve değersiz gevezeliklere ayıracak zamanımız yok. İddiası olan, esareti, mandayı reddeden bir millet olarak birinci gündem maddemiz; ilim, teknoloji ve sanat olmalıdır. Muasır medeniyetlerin üstüne çıkmak ancak bu gündemle olur. O halde bunu neden yapamıyor veya eksik yapıyoruz? İlk cümlede “bir idrak seviyesinden” bahsettim. Ülkede bilimsel düşüncenin yeşertilip,  büyütülmesinde uzun bir zamandır sıkıntılarımız olmaktadır ve biz bunu idrak edememekteyiz. Türkiye’nin ilim ve teknolojide atılım yapabilmesi için; Japonya ve Güney Kore’de örnekleri bulunan “Bilim Kentleri"ni kurmalıyız. Bilim kentlerinde; ülke ve dünya ölçeğinde temayüz etmiş bilimin sanlarına her türlü imkan sunulmalı, onların gece gündüz çalışması sağlanmalıdır. Türkiye’nin gücünün sınırlı oluşu da dikkate alınarak öncelikli konular belirlenmeli ve bu konulara yoğunlaşmalıdır.  Bilim kentleri; iyi bir çalışma ortamı sunacağından beyin göçünü de engelleyecek, hatta tersine bir göç başlayacaktır. Bu konular yıllardır tüm siyasi partilere anlatılmış fakat bu güne kadar bir sonu çalınamamıştır. Uçak fabrikalarımızı geçmişte engelleyen mekanizmalar burada da işletiliyor olabilir. Her şeye rağmen son yıllarda savunma sanayinde yapılan atılımlar beni sevindiriyor ve gelecek için ümitlendiriyor. Bilim kentlerinde her alanda faaliyet gösterecek “Araştırma Merkezleri” daha çok sevinmemizi sağlayacaktır.

AY: “Cuma hutbesinde duyduklarımın bir kısmı: -Yalan ve riya içinde olmak. -Kul hakkı yemek. -Hırsızlık yapmak. -İhaleye fesat karıştırmak. -Namussuz olmak. -Cinsel saldırı yapmak. -Adaletten ayrılmak. -Pis olmak, çevreyi kirletmek. -Yalancı şahitlik yapmak. Allah’tan korkmamaktır.” Evet, bizde rahatsızız, dinlerken çünkü kafalarını sallayan/tasdik eden insanlar uygulamada görünmüyorlar…Bunu neye bağlıyorsunuz?

KOÇ: Son yıllarda cami, din adamları ve inançlarımız üzerinden art niyetli tartışmalar yapılıyor ve bu tartışmalar olumsuz gelişmelere kutuplaşmalara sebep oluyor. Ben aslında o yazımda, “merak etmeyin camide kötü şeyler konuşulmuyor” demek istemiştim. Fakat sorunuzdan anladığıma göre başka şekilde de anlaşılmış. “Madem camide bu kadar güzel şeyler anlatılıyor, insanlar neden bununla amel etmiyor” diyorsunuz ki, yerden göğe kadar haklısınız. Sadece camidekiler değil, tüm insanlarımızda şunu müşahede ediyorum: Hepimiz; “yalandan, riyadan, kul hakkından, çevre kirliliğinden” şikayete diyoruz. Fakat; kurallara uymayı, iyi insan olmayı başkalarından bekliyoruz. Çünkü biz her zaman iyiyiz…Sözümüzle özümüz bir değil. Konuştuğumuz gibi, ya da göründüğümüz gibi olmayı ihmal ediyoruz. İyileşmeyi güzelleşmeyi kendimizden başlatmamız gerekiyor. Ailemize, okullarımıza, aydınlarımıza, medyamıza çok iş düşüyor. 

AY: Sn. Cumhurbaşkanımız, sürekli; “kültürde gelinen noktadan memnun değilim” diyor, ama atamaları kendisi yapıyor? O zaman da tenakuz oluyor. Ne dersiniz?

KOÇ: Bu sorun yönetim anlayışı ile ilgilidir. İyi yöneticiler, liyakatlı kişiler ile çalışır. Göreve getirdiği kişilere de güvenir. İşleri ve atamaları onlara bırakır. Böyle olmuyorsa hem isabetli atamalar yapamazsınız hem de işler iyi yürümez. Siyasetçiler daha çok kendi partilisini ve hemşerisini tercih ediyor. Cumhurbaşkanı bu yüzden kendisi aleyhine Tandoğan Meydanında “Ordu Göreve” mitingini düzenleyen birini rektör atayabilmiştir. O kişi son derece kötü bir yönetim sergilemiş, üniversitenin özgür ortamını yok etmiş, Cumhurbaşkanından aldığı güçle imparator gibi davranmıştır. Sistemin en zayıf noktasını işaret ediyorum. Bundan dolayı uygun olmayan atamalara şahit oluyoruz.  Kültür alanı liyakata en fazla ihtiyaç duyan bir alandır. Bu ülke kültürden anlamayan ya da batı kültürüne hayran olan, gözü ondan başka bir şey görmeyen Kültür Bakanlarını çok görmüştür.

AY: Çok teşekkürler…

KOÇ: Ülkemiz her şeye rağmen iyi bir rotada yoluna devam ediyor. “Tam bağımsız olmak” için elinden geleni var gücüyle yapmaya çalışıyor. Buna destek olmalıyız.
Sizinle tanışmak ve sohbet etmek çok güzeldi. Ben de size teşekkür ederim.


Yorum Ekle