19 Ekim 2021, Salı
Son Dakika

Dilâver Cebeci ile Şiiri ve Sanatı Üzerine-II

11.10.2021

AVAZ: Bahaettin Karakoç sizin için “Dilaver Cebeci bir parçacı değil, bir bütüncüdür.”  diyor. Bu değerlendirmenin şiir noktasında izahını yapar mısınız?

Dilaver CEBECİ: Bahaettin Ağabey beni seven bir insandır. Sonra yüreğimiz de birçok noktada beraberdir. Bu olabilir: Ben, Türk tarihini bir bütün olarak düşünen bir kişiyim. Yani, geriye gittiğimizde, tarihi belgeler nereye kadar ulaşabiliyorsa, o zamandan bu güne kadar olan Türk tarihinin bir bütün olarak ele alıp düşünürüm. Tarihin bu dönemi içerisinde Türk milletinin birçok maceraları yaşadığını, medeniyetler meydana getirdiğini, farklı medeniyetlerin içine girip çıktığını, çeşitli medeniyetlerden unsurlar alıp verdiğini, yazı değiştirdiğini… biliyoruz. Bunların hiç birisi Türk milletinin tarihi devamlılığını inkıtaya uğratacak sebepler değildir. Hepsi bir bütünün içerisinde ele alınması gereken olaylardır. Bir kimsenin asıl yaşı da milletinin tarihinin yaşı olmalıdır.

Ben, çok eski dönemlerde milletimizin başından geçen mühim bir hadiseyi ele alırken yahut düşünürken, sanki o zamanki hadiseyi ben de yaşamışım, hadisenin içindeymişim gibi hissediyorum kendimi. Ben, tarihimin her hadisesinin içinde varım. Türk tarihini parça parça görmenin bazı mahzurları olduğuna inanıyor ve tarihimizi bir bütün olarak görüyorum. İşte şiirlerimde de çok eski devirlerden bu güne kadar olup biten her şey bir an içerisinde olup bitmiş gibidir benim nazarımda. O değerlendirmeyi şiirlerime bütün tarihimizi konu olarak aldığımdan dolayı da yapmış olabilir. Tabii, biraz da Bahaettin Ağabey’e sormak lazım.

AVAZ: “Mavi Türkü” Mansur eserinizin adı. “Mavinin Türküsü” isimli bir de şiiriniz var. Bu iki çalışmanız arasında bir paralellik söz konusu mu?

Dilaver CEBECİ: Mavi Türkü ile Mavinin Türküsü arasında zaman itibariyle bir paralellik yok. Mavinin Türküsü isimli şiir 1967-68 yıllarında yazıldı. Hâlbuki Mavi Türkü isimli kitap 1983’ te yayınlandı. Arada 15 sene var. Ancak duyum itibariyle ikisi arasında bir paralellik var. Oda kısaca şudur: Mavi renk bana göre Türk’ün rengidir. Genellikle de böyle bilinir. Mavinin Türküsü, Türk’ün türküsüdür. Onu kastettim. Zaten o şiirin bir yetinde “Güneşi kıskandıran gerçeğim” yani “ben varım” diyorum. Bir zamanlar bana; “sen yok oldun, öldün artık, Orta Asya’da Türk mü kaldı” diyorlardı. Onlar için yazılmıştır. O şiir Türk’ün her şeye rağmen yeryüzünde mevcut olduğunu ifade eden bir şiirdir.

Mavi Türkü isimli kitabımdaki yazıların hâkim olduğu duygularda aşağı yukarı öyledir. Onun adı da onun için Mavi Türkü oldu. Zaten Mavi Türkü isimli kitabın içindeki mensureler daha evvel “Bozkurt” dergisinin arkasında yazmış olduğum yazılardır. O yazıları orada topladık. O’nda Türk dünyasının maviliğinin hâkim olduğu yazılar var. Adını da öyle koyduk. Zaten kitabın kapağında bulunan dizginlerini koparmış at da Türk’ün geleceğini işaret ediyordu. Orta Asya Türklüğü dizginlerini kopartmıştır. Bugün bu da gerçekleşmiştir. Bu konuda bizim gibi duyan bizim gibi düşünen hiçbir Türk bugüne kadar yanılmamıştır. Gönlümüz ne dediyse aklımız da bunu dedi ve gerçek öyle oldu. Bu benim için ve benim gibi düşünen bütün sanatkârlar ve arkadaşlar için bir övünç vesilesidir.

AVAZ: “Tespih”, “Kandahar Dağları’nda Sabah Namazı”, “Şafağa Çekilenler” ve “Dönence” adlı şiirlerinizin okuyucunun hafızasında ayrı bir yeri var. Bu Şiilerinizin şiir ikliminizde hususi bir yeri var mıdır? 

Dilaver CEBECİ: Bunların hepsinin benim şiir ikliminde hususi yerleri vardır. 1974-75 yıllarıydı. Öldürülen arkadaşlarımızın sayısı 33’ e yükselmişti. Şiirde geçen 33, o arkadaşlarımdır. Çok sevdiğim Dündar Taşer de o zaman vefat etti. Adı geçen imame de odur. “Tesbih” şiirini o duygular içinde yazdım. Ama anlattığım bambaşka bir şey, yine büyük Türk dünyasıdır.

“Kandahar Dağları’nda Sabah Namazı”na gelince: Şiir bir fotoğrafa bakarak yazılmıştır. Burada Afgan mücahitlerinin direnişini vermeye çalıştım. Aynı fotoğraf Şafağa Çekilenler isimli şiir kitabımın içinde de vardır. Fotoğraf, önüne tüfeği koymuş namaz kılmakta olan bir Afgan mücahidini gösteriyor. Dünyanın en büyük despotuna ilk defa onu şaşırtan, onu sarhoş eden, hiç umulmadık darbeler vuran Afgan mücahitleri benim için örnek savaşçılardır. Bu örneğim bütün İslam Dünyası içindir. Dikkat ederseniz Rusya’daki kopmalar bu hadisenin arkasından geldi. Afgan mücahitleri ilk defa şövalyeler şövalyesinin de yenilebileceğini gösterdiler. Şiirde namaz hâkimiyeti olmakla beraber savaşta ifade edilmektedir.

“Şafağa Çekilenler” adlı şiirimin bir kitabıma da isim olmuştur. Bu milletin gerçek sahibi olan, milletin dertleriyle gerçekten dertlenen, buna mukabil 1980 sonrasında darbeler yemiş olan bir gençliği anlattım bu şiirimde. Dikkat ederseniz sonunda “yenilgimiz kutlu olsun” diye bitiyor. Böyle bir duygunun eseri.

“Dönence” yeni yazılan (1987) bir şiir. Onda Türk milletinin eski mutlu yılları ile içinde bulunduğu çıkmazların kıyası ve onun acısı terennüm ediliyor.

Aslında şiirlerimde neleri kastettiğimi tam olarak söylemek istemiyorum. Sadece ipuçları veriyorum. Benim şiirde ne kastettiğimi okuyucunun tam manasıyla bilmesini istemiyorum. Okuyucu oradan ne alırsa onun için güzeldir. Yani şiir anlamak için değil yaklaşmak içindir. Okuyucunun farklı şeyler düşünmesi daha iyi olur. Şiire bir çiçeğe yaklaşır gibi yaklaşılsın. Anlamak çok önemli değil. Dikkat ederseniz çok fazla izah etmiyorum.

AVAZ : “Kandahar Dağları’nda Sabah Namazı” adlı şiirinizi yazmadan önce size ilham teşkil eden vesileyi ifade ettiniz. Peki, “Pompei’de bir An’ın Hikâyesi” adlı şiirinizde de böyle bir durum söz konusu mu?

Dilaver CEBECİ:  “Pompei’de Bir An’ın Hikâyesi” adlı şiirimde de bir duygu vesilesi var. Ama o biraz daha farklı. Bu şiir 1980 sonrasında hapiste yatan çok sevdiğim birisinin ahvali düşünerek yazdığım bir şiir. Aynı zamanda arkadaşım o dönemde hapis yatanların hepsini temsil ediyor. Pompei, İtalya’da bir şehir. Burada Vezüv yanardağı var. Yanardağın patlaması ve Pompei’yi küller altında bırakması o günden bugüne ilahi bir ceza olarak nitelendirilmiştir. İşte Pompei de ilahi bir cezaya çarptırılmayı hak etmiş olanlarla çağımızın zulüm mümessillerinin arasında bir paralellik kurmaya çalıştım. Bu söylediklerim de ipuçlarından ibarettir. Gerisini okuyucunun hangi şekilde olursa olsun anlaması daha güzeldir.

AVAZ: “Üsküdar’da Geceler Benim” dokunaklı bir şiir. Şiiri yazdıran Üsküdar’ın uhrevi havası mı? Şiirdeki “Aşıyorum yılları bir vakte kavuşuyorum,/ Ümran’a diriliyorum bir mahyanın altında” mısralarında çıkış noktamız neresi olmalı?

Dilaver CEBECİ: Bu şiirde Üsküdar’ın uhrevi havasının tesiri elbette var. Üsküdar İstanbul’un çevresinde Türkleşen ilk muhittir. Başka bir deyimle, Türklerin ilk yerleştiği semttir. Üsküdar’ın bu uhrevi havasını herkes bilir. Bu hava asırlardır devam ediyor. Bu yüzden Üsküdar’ı çok seviyorum.

Yaz geceleri bir grup arkadaşlarımla devamlı Üsküdar’ın sahilini gezerim. Üsküdar’ın geceleri bir başka güzeldir. O geceler de benimdir. Buna hakkım vardır. Çünkü o gecelerin çok uzun saatleri doldurmuşumdur.

Yaz gelince inşallah yine Üsküdar’ın gecelerini dolduracağım. Üsküdar’ın gecelerine yine sarılacağım. Geceleri gezmek benim için eskiden beri zevk. 15.-16. Yüzyıllarda şahikalara ulaşmış Osmanlı medeniyetinin bir yerlerine vardım o mahyaların altında. O medeniyetin içine giriverdim sanki. Ve ümranı yaşadım geceleri mahyaların altında. Her hususta ileri gitme, gelişmiş olma halidir ümran. Ve ben o mahyaların altında, ümran dediğimiz o mükemmel halin içinde buldum kendimi. Şiirde bunları kastediyorum.

AVAZ: Tarafınızdan yazılan bir şiirin biraz değiştirilerek başkasının adıyla şarkı sözü haline getirildiğini öğrendik. Bu durum karşısında tepkiniz ne oldu?

Dilaver CEBECİ: Şöyle bir hadisedir. “Yüreğime kördüğümler atıldı/ Çözemedim çözülmüyor sultanım”  diye söylenen şarkı, benim kitaplarımda mevcut olan ve çeşitli dergilerde de neşredilen “Olumsuz Koşma” isimli şiirimdendir. Koşma tarzında bir şiirdir. Şarkı sözü yazarı bir cemaat türedi. Bunu onlardan birileri almış. Biraz değiştirip, yarışmaya göndermişler ve kazanmışlar. Adı “Kördüğüm” şeklinde anons edilen bu şiirim Zekai Tunca tarafından bestelenip şarkı yapılmış. Ben bunu öğrendikten sonra mahkemeye müracaat ettim ve şiirin sözlerinin aslında bana ait olduğunu tescil ettirdim. Zaten ondan sonra da anons edilmesi icap ettiğinde sözlerinin bana ait olduğu söyleniyor. Hadise bundan ibarettir.

AVAZ: Kıymetli zamanınızı bize ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.

Dilaver CEBECİ: Ben de sizlere teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.


Yorum Ekle