21 Ocak 2022, Cuma
Son Dakika

Muzaffer Ozak: Süleyman, bankacılığı iyi öğren, ileride İslami bankalar kurulacak, sen de hizmet edeceksin!

14.01.2022

Muzaffer Ozak (ks) Sözlü Tarih yazı dizimizin üçüncü bölümünde A. Süleyman Karakaya’nın evliliği, bankacılık mesleğine intisabı, bu meseleyle ilgili Hazret’in kerametleri ve hususi olarak üzerlerinde durdukları mevzu ve mefhumlar yer alıyor. 


İbrahim Ethem Gören, A. Süleyman Karakaya ile

İbrahim Ethem Gören: Ahmet Süleyman Bey, bankacılık mesleğine nasıl adım attınız? 

Ahmet Süleyman Karakaya: Vefâ Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi’nde okudum. İşletme Fakültesi mezunuyum. Fakir bir aileden geliyorum. Bizim bankayla ‘manka’yla, ailemizin, sülalemizin alakası yok ki! Paramız yok ki zaten bankayla işimiz olsun! İlkokulda öğretmen ilk defa Tutum Haftası münasebetiyle bizim sınıfı bankaya götürmüş, “işte burası vezne, burası bilmem ne falan” demişti, o kadar. Yani bankayla hiçbir ilgimiz yoktu.  Yetmiş senesinde ağabeyim askerden geldi.

Ağabeyinizin ismi nedir efendim? 

Mehmet Yavuz. Ağabeyim Mehmet Yavuz iş arıyor, lise mezunu, Vefa Lisesi mezunu. Bir türlü iş bulamıyoruz. Bir arkadaşı var babamın. Muzaffer Efendi'nin muhasebesine de bakan bir arkadaşı,  Yapı Kredi Bankası’nın Sultanhamam Şube Müdürü. Dedi ki babama “Âdem” dedi. -babamın akranı-… 

O zaman biz şunu anlıyoruz efendim. Muzaffer Efendi (ks) muhasebesini Yapı Kredi Bankası’nın müdürüne veriyor. Buradan şunu anlıyoruz işi ehline veriyor. 

Tabii, tabii işi kesinlikle en iyi yapacak olan kişiye veriyor. Aynen öyledir. Efendimiz de (sav) böyle hareket ederek Sahabe-i Kirâm arasında işleri, ehline, en iyi yapan kimselere vermişlerdir.


Ahmet Safi Karakaya

Müdür’den bahsediyordunuz…

Babam, arkadaşı olan banka müdürüne “Âdem” dedi “iş bulamıyoruz buna.” Âdem Bey cevaben “Mehmet Yavuz gelsin, veznedar olsun, sigortası vs. var, şusu var, busu var! 

Babam haddizatında ağabeyimi arkadaşına çevresindeki bir esnafın yanına yerleştirmesi için götürmüştü, bankada çalışması gibi bir talebi yoktu. “Ben oğlumu faiz meselesine veremem” dedi. 

Yıl?

Sene 1970. Müdür Bey,  “Efendi’ye soralım deyince babam “Efendiye de sormayalım” cevabını verdi ve ekledi:  “Allah bir rızık verir muhakkak.” 

Ağabeyimin hakikaten çok bir istikbali olmadı, dünyalık nâmına. Şu anda işte 71 yaşında, aramızda iki yaş var.  İki, üç yaş fark var.

Nerede çalıştılar efendim? 

Ya hu, orada, burada çalıştı. Tezgâhtarlık yaptı, şu oldu, bu oldu, sonra bıraktı. Liseden sonra okumadı. Sonuçta iki çocuklu bir aile reisi, ufak bir yerde oturur, Hırka-i Şerif'te. Tabii bu banka meselesi böylece kaldı aklımızda. 

Evliliğinizi de konuşalım…

1980 yılında evlendim.

Ne işle meşguldünüz o dönemde?

Bir şirketin muhasebe bürosunda çalışıyordum.

Evlenmeniz nasıl oldu efendim? Mânâlarla mı oldu?

Evet… Çünkü onsuz hiçbir şey yapamayız. Sormadan, etmeden, ne iş hayatında ne de aile hayatında mühim bir adım atarız!

Muhasebe bürosunda çalışırken geçiminiz nasıldı?

Kıt kanaat geçinmeye çalışıyoruz. Maaşla evlendik yani. Maaşı da tam alamıyoruz. O zamanlar kanaat var. Ve dahi kanaat için “bitip tükenmek bilmeyen hazine” buyurulmuş. Şimdiki zamanda evliliklerde her şeyi istiyorlar ya hu! Evimizde ocak bile yoktu. Böyle evlendik. Tüplü televizyonları filan bırakın zaten. Öyle şeyler de yoktu!  Velhasıl iş değiştirmek istiyorum, bir arkadaşıma sordum. Daha doğrusu çalıştığım şirketteyken bir iş için Akbank'a gidip evrak götürdüm. “Aaa” baktım ki sınıf arkadaşım. “Ya” dedim “ne yapıyorsun?”  “ben” dedi “müfettişim.” “Aman yavaş konuş falan!” Peki, oturduk çay falan söyledi. Bana “sen de müfettişliğe niye girmiyorsun?, parası çok, itibarı var, yetiştiriyorlar da” dedi.  “Bilmiyorum ki” dedim. “Nasıl oluyor Fethi?” diye sual ettim! “Bir hafta sonra gel, ben sana kitap getireyim.” dedi. Öyle de yaptım, bir hafta sonra gittim,  benim için getirdiği kitapları aldım. Pek çok imtihan kitabı. Yaklaşık bir buçuk sene ders çalıştım… 1.5 sene, kolay değil. Aynı zamanda o muhasebe şirketinde devam ediyorum. Ama geçimimiz çok sıkıntılı bir şekilde devam ediyor. Daha sonra imtihana girerek Garanti Bankası’nın müfettişlik sınavını kazandım. Sağlık raporu istediler. Sağlık raporunu almak için Haydarpaşa'ya gittim, raporu aldım Haydarpaşa Numune Hastanesi'nden. O gün, oradan da vapura binip evrakları teslim edeceğim. Garanti Bankası’nın Teftiş Kurulu Başkanlığı Bahçekapı’da. Evrakları vereceğim ve böylelikle bankada çalışmaya başlayacağım. 

Süleyman Karakaya: Aklıma babamın sözü aklıma geldi!

İbrahim Ethem Bey, o esnada birden bire aklıma babamın öğüdü geldi. Babam 1975 yılında vefât etmişti.

Rahmetullahi aleyh. Garanti Bankası’na hangi tarihte müracaat etmiştiniz?

Sene 1980-1981... Babamın ağabeyimle ilgili tasarrufu ve bankacılığa dair sözleri aklıma gelince “babam hayatta olsaydı bana müsaade etmezdi” dedim. Kendi kendime “sınavlara müracaat etmezden öncesi bu keyfiyet niye aklıma gelmedi” dedim. Bir de bir de bir buçuk sene ders çalışmışım hani. Yeni evliyken ders çalıştım. 

“Ne yapayım, ne yapayım, ne yapayım?”

Ne yapayım, ne yapayım, ne yapayım? İçimde bir sıkıntı eve döndüm.  Banka, benimle ilgili istihbaratını yapmış, her şeyi yapmış. Bekliyor, evrakları vereceğim ve işe başlayacağım. Hanım dedi ki “ya hu çok sıkıntılısın. Ne oldu?”  “Yok bir şey!” dedim.” “Ya, sen sıkıntılısın. Ne diyorsun?” “Ya” dedim ki “düşüneyim.” O gece sabaha kadar uyuyamadım, ne yapayım! İçimde iki tane Süleyman var. Hani “Süleyman var Süleyman’dan içeru!” diyor ya! Nefis Süleyman, “ya bırak, Allah aşkına git, Garanti Bankası’nda çalışmaya başla” diyor. Ondan sonra konuşmaya devam ediyor. “Parası iyi, mevkii var, yükseleceksin. Daha çok para kazanacaksın buradan. Öyle olacaksın, şöyle olacaksın” diyor. Ruhani Süleyman ise “aman ha, orada faiz var. Baban hayatta olsaydı müsaade eder miydi? Zinhar müsaade etmezdi! Daha ne istiyorsun! Tevekkül et, Allah’a itimat et. Sakın ha! Allah’ın vermiş olduğuna kanaat et.” diyor. Kavga var içeride, kavga. Bu durum dışarıya da, ailemize yansıyor. “Ne yapayım, ne yapayım, ne yapayım?” 

1980 İhtilâli de ruh halinize yansımış olmalı!

Evet, herkese yansıdı. 1980 İhtilali olmuş. 1981 yılının Mayıs ayından bahsediyorum. İslami olarak radyolarda bir tek cuma günlerinde Kur’ân-ı Kerîm okunuyor. O kadar. Hiçbir İslami yayın yok. Öyle ki evlere gelip baskın yapıyorlar. Kitaplara bakıyorlar. Şuna bakıyorlar, buna bakıyorlar. Dini kitaplara bakıyorlar, sol kitapları da topluyorlar, sağ kitapları topluyorlar, böyle bir ortam. 

Mezkûr tarihte on iki yaşındayım. Bizim evimize de baskın yaptılar. Dini içerikli “kırk bir” eseri topladılar. “Karanlık Gecelerin Nurlu Sabahı” gibi sakıncalı eserleri! 

Maalesef böyle bir dönem yaşandı… 

Sonra nasıl bir çıkış yolu buldunuz Süleyman Bey?

Dedim ki “Efendi Hazretleri’ne gideyim.” Muzaffer Efendi Hazretleri Kapalıçarşı Camili Han’da Cuma namazlarını kıldırır ve halka vaaz verirdi. Ben de çantasını taşırım, tutarım cübbesini giydiririm, sonra biraz kiloları da var, terliyorlar haliyle sıcak yaz günlerinde.  Namaz dönüşünde de yine çantasını alırım, cübbesini, sarığını alırım, havlusunu alırım, kuruturum güzelce. Arada bir de eve götürürüm. Annem onları yıkar, kurutur, ütüleriz tekrar çantaya koyarım. Götürürüm öyle. 


Muzaffer Efendi ve yârânı 'zikrullah'ta

Bu hizmet sizde miydi efendim?

O iş bendeydi. Efendi’nin gittiği her yere gittim, yanında, yakınında bulundum.  Şunu da belirtmek isterim. Efendinin elbiseleri gül kokardı. 

Öyle mi efendim? 

Annem “evladım, Efendi’nin elbiseleri gül kokuyor. Gül yağı mı sürüyorsunuz?” derdi. Anneme “vallahi üzerine hiç bir şey sürmez” derdim. Nasıl kokardı biliyor musun?  Efendi’nin elbiselerinin, sarığının, gömleğinin bulunduğu çantayı eve götürürüm, evde açarız çantayı evi, odayı kesif bir gül kokusu kaplar. Hem de nasıl bir gül kokar biliyor musunuz? Kesif bir koku… Üzerine gül kolonyası dökmüşsünüz sanki! Böyle bir şey… 

Garanti Bankası’ndaki iş için Muzaffer Efendi’ye müracaatınızı anlatıyordunuz…

Efendi Hazretleri’ne 1981 senesinin Mayıs ayının son Cuma günü gittim. O gün de son gün bankaya müracaatımın son günü. O vakte kadar gidip de evrakları teslim etmedim, edemedim, elim gitmiyor bir türlü. Süleymanlar kavga ediyor içeride. Cuma namazında yine Camili Han’da Efendi Hazretleri’ne cemaat oldum. Velhasıl Cuma namazını eda ettikten sonra “Efendi Hazretleri bir sıkıntım var. Durum böyle böyle böyle... İnanınız, Allah şahidim, daha Cuma namazının abdesti üzerinde. Benim hiç aklıma gelmedi, ders çalıştım.  Faiz de aklıma gelmedi. Bu bankayı kazandım. E şimdi iki Süleyman kavga ediyor. Yani ne yapacağımı da bilmiyorum. Bir şey arıyorum. Efendim, eğer derseniz ki “Süleyman oraya gitme, başlama, etme. İnanın üzülmeyeceğim” dedim. Bakınız, Allah biliyor, inanın üzülmeyecektim. “Ondan sonra içim rahat edecek üzülmeyeceğim. Bana söyleyiniz” dedim. 1981 yılının Mayıs ayının son Cuması. Bankaya evrak götürmem gereken son gün. Sahaflar Çarşısı’nda yedi numaradayız. Efendi Hazretleri “oğlum, otur bakayım şuraya” dedi. Gittim, oturdum. Böyle, merakla bakıyorum. Bir sigara yaktı. Bol duman üfledi, hiç ses çıkarmıyor. Bakıyor, bakıyor, bakıyor. Böyle bir on, on beş dakika geçti. Ben de bakıyorum zatıâlilerine. Allah’tan dükkânda o gün de çok fazla kimse de yok. Epeyce, 15-20 dakika kadar tefekkür ettikten sonra “bana bak oğlum sen git oraya, çalışmaya başla” dedi. Yukarılara baktı, baktı, baktı, baktı. Böyle, daldı daldı. Sigarayı bitirdi. Nefesini çekti derin derin. Ben de öylece bakıyorum. Tekrar “sen git oraya başla” dedikten sonra sözlerine devam etti: “Bankanın bir faiz kazancı vardır. Bir de komisyon hizmet kazancı vardır. Allah senin rızkını komisyondan yazsın. Bir de iki şey var:  Bir, bu işi çok iyi öğreneceksin. Madem müfettişsin insanlara eziyet etmeyeceksin. Allahüâlem bir de ileriki yıllarda İslami bankalar açılacak inşallah, kendini çok çok iyi yetiştir, sen İslami bankalara yöneticilik yaparak hizmetlerde bulunacaksın.”


Ahmet Süleyman Karakaya

Muzaffer Ozak: Süleyman! İleride İslâmî bankalar kurulacak ve orada yöneticilik yapacaksın.

İbrahim Ethem Bey. 1981 yılının Mayıs ayından bahsediyoruz. O yıllarda İslami bankaların, İslami finans kuruluşlarının, katılım bankalarının adı dahi telaffuz edilmiyor. Bir de o anki ortamı, İhtilâl yıllarının vasatını düşünebiliyor musunuz! Aynen böyle dediler değerli kardeşim: “İleride İslami banka açılacak inşallah. Senin de oraya çok faydan dokunacak. Öğren, iyi öğren bankacılığı.”

Sonra…

Ondan sonra ben gittim Garanti Bankası'nda çalışmaya başladım. Etrafta bir sürü dedikodu oluyor: “Efendi Hazretleri işte faize müsaade etmiş!” Kulaklarımızı tıkadık ondan sonra velhasıl. Diyeceğim, aradan seneler geçti. Seksen bir senesinde Garanti Bankası’nda işe başladım. 1988 yılında Albaraka kuruldu. Kemal Unakıtan ağabeyle tanıştık, rahmetli bana mihmandarlık yaptı. Daha sonra Ufuk Uyan Bey’le tanıştık ve Kuveyt Türk Katılım Bankası’nda işe başladım. O zamanki ismi Kuveyt Türk Evkaf Finans Kurumu idi.   

Garanti Bankası'ndan hangi hizmetlerde bulundunuz? 

Müfettiş yardımcısı olarak başladım. Sonrasında da müfettiş oldum. Daha sonra kredilerde çalıştım. Bireysel Krediler Müdürlüğü, Ticari Krediler Müdürlüğü, Risk Yönetim Müdürlüğü ve Bölge Müdürlüğü görevlerinde bulundum.  Oradan da Kuveyt Türk’e geldim. Böylelikle Efendi’nin bir kerâmeti daha ortaya çıkmış oldu.  Zaten olaylar da onu gösterdi.

Kuveyt Türk’te hangi pozisyonda göreve başladınız efendim? 

Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başladım. Size de özelde bir şey söyleyeyim. Aldığım maaş Garanti Bankası’ndan aldığımdan daha azdı. Ama Kuveyt Türk’e maaş için gelmedim.

Bereket için geldiniz, dua için geldiniz.

Tabii öyle geldik. Hakikaten genç arkadaşlarıma söylüyorum. Bereketin matematiksel bir yönü yok. O kadar çalıştık, ettik. Garanti Bankası’nda çalıştığım yıllarda faizde hiç hesabım olmadı. Ve her şeyimizi Kuveyt Türk’te, burada kazandım. Maaşım daha azdı. Arkadaşlara bir şikâyet için söylemiyorum.  Bereketi anlatmak için söylüyorum. Maaşım daha azdı ama bereketi çoktu.


Muzaffer Ozak (ks)

Muzaffer Efendi: Oğlum helâl kazanca bak!

Muzaffer Efendi şöyle derdi: “Oğlum helâl kazanca bak. Ondan sonra kazancın bir de nereye gidiyor oraya bak. Sırf geldiği yere değil, gittiği yere de bak. Yanlış yerlere gidiyorsa bil ki, bir yanlışlık var” derdi. Bize öğrettiği ilk şey helâl kazançtı. 

Bereketten bahsettiniz. Eskiler der ki “bir kişinin 100 liralık kazancı olur ama bundan 1 liralık bile bereket göremez. Bununla birlikte bir kimsenin de 1 liralık kazancı olur, Allah ona yüz liralık bereket verir. 

Kesinlikle öyle İbrahim Ethem Bey. Yani bereketin matematiksel yönü yok. Ben gençlere anlatıyorum, burada Kuveyt Türk'te. Daha az paraya geldim, daha çok iş yaptım. Ev de aldım... Evimi burada aldım mesela. Garanti Bankası'nda hacca başvurdum. Buraya geleceğim de belli değildi, Kuveyt Türk’e geçtikten sonra hac kurası çıktı ve buradan kazandığım parayla hacca gittim. 

Muzaffer Efendi’nin özellikle vurgu yaptığı hususlar nelerdi?

Helâl kazanç, taharet, ibadet… Önce helâl kazanç. Çünkü haramdan kazanılan parayla ibadet olmaz. Bu böyledir efendim. Çünkü adam haram kazanç elde ediyor. Oradan kazandığı paranın üzerine abdest alıp namaz kılıyor. Kardeşim! Aldığın suyun haram, zaten kazancını gayrimeşru yoldan elde etmişsin, o suyun parası meşru değil. Oradan aldığın abdest ile ibadet yapmanın bir faydası yok ki. 

“Su” ve “abdest” deyince… Tekrar o bakır ibriğe gidelim Süleyman Bey. Efendi’nin kaç yıl şahsî hizmetinde bulundunuz?

7 yıl hamd olsun.  Ondan sonra ayakları ağırırdı, masaj yapardım. Sporcu yönüm de olduğu için masaj yapmayı bilirim. 

Nasıl bir usul?

Muzaffer Efendi şöyle derdi. “Bir yere, beldeye gittiğiniz zaman önce o beldenin büyüğünü ziyaret ediniz. Yerini bilemiyorsanız meselâ Fatih’te iseniz o ilçeye girmeden önce oranın büyüğünün ruhuna hediye edilmek üzere bir Fatiha üç İhlâs okuyunuz. Yerini biliyorsanız kabir ziyareti yapacaksınız, huzura vardığınızda bir Fatiha, on bir İhlâs, on salavât ve bir de Ayet’el-Kürsî okuyacaksınız” derdi. 

YARIN: MUZAFFER OZAK: ŞU MEMLEKETTE ADAM ÇIKMAZ DEMEYİNİZ HA! 


Yorum Ekle