02 Aralık 2021, Perşembe
Son Dakika

Sezai Karakoç’u anlamak…

24.11.2021

Üstad Sezai Karakoç’a rahmeti vesile kılarak hazırladığımız vefeyat dosyasının üçüncü ve son bölümü değerli kültür adamı, yazar Mahmut Bıyıklı’nın ‘Sezai Karakoç’u anlamak…” serlevhalı yazısıyla vücut buluyor. 

Bu vesileyle İttifak gazetesi ailesi olarak üstad Sezai Karakoç’a rahmet niyaz ediyoruz, makamı âlî, mekânı Firdevs olsun. Âmin. Ruhu için Fatihalar okuyalım.

Sezai Karakoç’u anlamak…

Mahmut Bıyıklı / TYB İstanbul Şube Başkanı Bayrampaşa Belediyesi Kültür Müdürü

Toplumların toparlanmasında, kritik zamanlarda uyarılmasında, kriz zamanlarında çözüm bulunmasında büyük şahsiyetler önemli bir rol üstlenir. Onlar sadece içinden çıktıkları milletler için değil bütün insanlık için nimettir.  Peygamber varisi olarak göreceğimiz bu ulu kişiler insanları iyiliğe, güzelliğe, hayra, berekete çağıran zor zamanların rehberleridirler. Yüz yılın yol açıcısı olarak vazife gören Üstad Sezai Karakoç da bu topraklara Rabbimizin bir armağanı olarak geldi, görevini yaptı ve aramızdan ayrıldı.

Karakoç, yaşadığı çağa hem yazılarıyla hem de konuşmalarıyla rehberlik etmiş büyük milletimizi aydınlığa ve kurtuluşa davet etmiştir. Buna rağmen çağını çok iyi okuyan Üstad, "Yaşadığı çağda hakkıyla okunup anlaşılmış mıdır?" sorusuna hemen cevap vermek kolay değildir. 

Neyi kaybettiğinin farkında olmayan insanımıza son nefesine kadar neyi kaybettiğini anlatan diriliş mimarının vefatının ardından yapılan konuşmalara, yazılan yazılara baktığımızda maalesef toplumumuzun, Karakoç’un vefatıyla ne denli büyük bir değeri kaybettiğinin hâlâ farkında olmadığını görüyoruz.

Aydınlara düşen vazife

 Elbette zirve şahsiyetlerin hemen anlaşılması, fikirlerinin anlamlandırılması kolay değildir. Ancak o zirvenin eteğinde duranlardan, en azından bulundukları yerin hakkını vermesi beklenir. 

Türkiye’de entelektüellerin, akademisyenlerin diriliş fikri üzerinde yeteri kadar durdukları söylenemez. Karakoç’la ilgili yapılan az sayıdaki akademik çalışmaların ötesinde verilen fahri doktoraların üstünde bir çalışmadan bahsediyorum. 

Fahri doktoralar akademisyenlerin üstatla hatıra fotoğrafı çekilmesi için güzel bir fırsat olarak görüldü. Hatıra fotoğrafları çekildikten sonra mutlu bir şekilde üniversiteye dönüldü. Peki ya sonra? Sonrası yok. Fahri doktora Üstada hiçbir şey katmadı. Ancak fahri doktora onun elinde değer kazandı. Fahir doktorayı verenler değer buldu. Alan zaten değerliydi.

 Üniversitelerimiz samimi bir şekilde diriliş fikriyatına yönelik enstitüler açıp derinlikli çalışmalar yaparsa anlamlı bir iş yapmış olurlar. Kendilerinden beklenen budur. Aydınlarımız Karakoç’un öne sürdüğü tezleri tartışmaya açmalı, toplumla sonuçlarını paylaşmalıdır. Milletimizin Sezai Karakoç’un fikirlerini öğrenmeye ihtiyacı var. Bu noktada üzerine sorumluluk düşen herkes sorumluluğunu yerine getirmekle mükelleftir.

Fikir önderi

Üstadın edebi yönünün öne çıkarılıp fikri yönünün görmezden gelinmesi körlükten başka bir şey değildir. Hayattayken kendisinin de rahatsız olduğunu bildiğimiz bu duruma artık bir son vermek gerekir. 

Edebiyat otoriteleri onun edebi alandaki aşılmazlığını kabul etmiştir. Yaşarken edebiyat tarihine Üstad olarak geçmiş nadir kişilerdendir. Fikirleri de edebi ürünleri gibi karşılık bulursa bundan herkes kazançlı çıkacaktır. 

Hayattayken hangi konuda konuşmuş ve uyarmışsa hepsinde haklı çıkmıştır. Bağdat’ın işgaline de Suriye savaşına da çözüm süreci adıyla yapılan gafil hamlelere de karşı çıkmış önceden ikazlarda bulunmuş bir öncü olarak üzerine düşeni yapmıştır.

Büyük sözü 

Mütefekkir olarak meydan yerine çıkıp hakikati haykırdığı bir zamanda da onun şair kimliğine saygı duyup fikir adamlığını kavramaktan aciz kişiler tarafından anlaşılmakta zorlanmıştır. Daha acısı şiirleri meydanlarda, kongrelerde, ekranlarda gürül gürül okunan kişinin derinlikli açıklamaları ufuk açan konuşmaları duymazdan gelinerek basın yayın organlarında tek bir kelime yer bulamamıştır. Adeta şairsin sen şair kal denilerek sükût suikastına maruz bırakılmıştır. Emevi Camii’nde cuma namazı kılma rüyası gören romantik İslamcıların ekranlarda her gün boy gösterip saçmaladığı bir dönemde Üstadın uyarıları kamuoyuna yansıtılmamış, konjonktürel bir sığlığa kurban edilmiştir. Bugün Suriye’nin hâli ortada. Çözüm sürecinin açtığı hasarlar ortada. FETÖ’nün tahribatı ortada. Büyük sözü dinlememenin cezasını hep birlikte ödedik, ödüyoruz.

Çıkış yolu

Sezai Karakoç’un anlaşılmaya ihtiyacı yok. Bizim onu anlamaya ihtiyacımız var. Gelecek yüzyılı kurtarmamız ve varlığımızı sürdürmemiz için Üstadın işaret ettiği çıkış yollarına yönelmekten başka çaremiz yok. Eğer merhumun açtığı yoldan ilerleyip onun bizi çağırdığı menzile yönelemezsek yok olmamız mukadderdir. Öncüler olacakları önceden sezen insanlardır. Yaratıcının onlara verdiği irfan ve ferasetle olmadan evvel olacakları görürler. Öngörü sahibidirler. Onların teşhis etme kabiliyeti yüksektir. Tedavide de mahirdirler. Fakat hasta, hasta olduğunun farkına varıp kendisini nasıl tabiplere teslim ederek tedaviye başlamadan deva bulamazsa, toplum da fikir önderlerinin kıymetini bilip fikirlerinden istifade etmeden kurtuluşu bulamaz.

Diriliş yeni başlıyor!

Üstad Sezai Karakoç’un fikirleri Türkiye için büyük şanstır. Onu İslamcı olarak görenler yanılmaktadır. O mevcut İslamcılık anlayışlarının çok üstünde bir ufka sahiptir. İthal İslamcılıkların toplumumuzun dokusuna uymadığı tecrübeyle sabittir. Tercüme eserlerden beslenen İslamcılığın kafası karışık, hastalıklı tipler ortaya çıkardığını hepimiz gördük. Yersiz İslamcılıklar yolumuzu tıkamış fikrî kaosu artırmıştır. 

Açık konuşmak gerekirse önümüze sunulan proje İslamcılık modellerinin ne Türkiye ne de İslam âlemine nefes aldıracak hiçbir önerisi kalmamıştır.

Geleceği kuracak ve gelecekte daha çok konuşulacak, hem Türkiye için hem de İslam dünyası için yol açacak, öneri sunacak, hedef belirleyip kurtuluşa çıkaracak tek fikir "Diriliş" fikridir. 

Mevcut İslamcılık anlayışları soyut sorumsuzluk alanlarından çıkıp somut sorumluluk alanlarına yönelememiştir. Oysaki diriliş fikri bize somut bir sorumluluk alanı sunmaktadır. Hakikati bizim önümüze getirerek meseleye dokunabilme ve hasarı onarabilme imkânı sunmaktadır.

Sezai Karakoç’un “Ey milletim!” diye başlayan çağrılarına kulak verebilir o çağrıların anlamını idrak edebilirsek varlığımızı devam ettirebiliriz aksi takdirde ayağımızı kaymaktan kurtaramayız. Diriliş fikri zamana yenilip ölen bir fikir değildir. Diriliş fikri her dem yeniden doğmaktadır. Her dem taze ve diridir. Gözü olana gününün ışıdığını söyleyen gönlü yücelerin rehberliğinde yürüyüşe devam etmektedir. Diriliş bitmemiş aksine yeni başlamaktadır.

Sahabe ahlâklı

Üstad Sezai Karakoç olgunluk yıllarında değil daha gençlik çağındayken üstün ahlakıyla ve yazdıklarıyla önemli şahsiyetlerin dikkatini çeker. Gönül efendilerinden Fethi Gemuhluoğlu "Sezai Karakoç son devirde cümle için mürtefi bir noktadır. Doruktur. Yeniden dirilmedir. Kıyamdır. Davettir ve davete icabettir. Şiirin bu ebedî ustası sahabe ahlâkı üzerinedir." der. Sahabe ahlâklı olmasını özellikle vurgular. Karakoç ömrü boyunca ahlâk yüceliğinden asla taviz vermez. Sahabe nasıl İslam ile doğrudan bir bağ kurmuşsa o da böyle bir bağlılıkla inancını yaşar. Son yüzyılda ahlâk anıtı olarak değerlendirilebilecek birkaç kişiden biri olur.

Yine 30’lu yaşlarındayken Gazeteci Yazar Ömer Öztürkmen onu anlatmak için dönemin Cumhurbaşkanına açık mektup yazar. Mektubunda şöyle der: “Bir Sezai Karakoç vardır Sayın Cumhurbaşkanım, kendi halinde alçakgönüllü bir insandır. İnsandır Sezai Karakoç ama alelade bir insan değil. Milletlerin tarihinde ancak 500 yılda 1000 yılda bir tesadüf edilen ve bu mesut tesadüfle o milletlerin kültür ve sosyal hayatlarında büyük değişiklerle sebep olan bir sanat ve fikir adamıdır. Karakoç bizim sanat ve düşünce hayatımızda Mevlana ve Yunus’tan beri eşine ve benzerine rastlamadığımız bir şair bir mütefekkirdir.”

Gemuhluoğlu sahabe ahlâklı derken Öztürkmen de Mevlana ve Yunus gibi irfan öncülerinin halkasına onu ekler.

Örnek öncü

Türkiye’de Müslümanların kendilerine öncü olarak gördükleri isimler arasında Sezai Karakoç’un müstesna bir yeri var. Düşünce ve kültür dünyamızda öne çıkan diğer şahsiyetlere baktığımızda yaşantılarında ve bazı fikirlerinde gelgitler yaşadıklarını, bazı durumlar karşısında savrulma yaşadıklarını görürüz. Oysaki Karakoç’un hayatının hiçbir döneminde bir kırılma ya da savrulma söz konusu değil. Öncüler arasında dinginliği yakalayan, istikametten ayrılmayan tek öncü diyebiliriz. Yine diğer öncülerimiz mücadele alanı olarak kendilerine Anadolu’yu merkez olarak seçmelerine rağmen Karakoç geniş ufkuyla pergelin ucunu genişleterek dünyaya açılmış bu yönüyle bize evrensel bir bakış açısı kazandırmıştır. Bu yönüyle de bizim için özel ve özgündür. Doğuyu da Batıyı da çok iyi bilir. Bazıları gibi kuru kuruya medeniyet karşıtlığı yapmak yerine ‘’Medeniyetimizin çağımızda, bir tekniği, bir sanat ve estetik ifadesi, bir düşünce dinamiği, bir bilim ağı olmalı ki Batı uygarlığıyla savaşabilelim ve benliğimizi koruyabilelim.’’ der.

Kendisinin izini süren Diriliş erlerine hamaset yerine hakikat bilgisini yükler. Onlara şöyle özgün hedefler sunar:

‘’Yeni bir insan ve toplum psikolojisini örmek için amansız kültür savaşının öncüsü olmak: işte diriliş erinin görevi. İşte benim görevim. Ancak bu savaşta hiçbir zaman unutmamam gereken nokta, estetik ve kültür problemlerine daldığım her sefer, inançtan hız almaya dikkat etmem gereğidir.’’

Karakoç eserlerinde okuyucuya yeni ilhamlar verir, onların elinden tutarak daha yükseğe taşır. Diriliş külliyatı insanlığın kurtuluş külliyatıdır. Toplumları düze çıkaracak yol haritaları o güzelim eserlerdedir. Necip Fazıl’ın "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." dediği gibi dersek, Sezai Karakoç’u anlamak her şeyi anlamak olacaktır. Çünkü o tek bir alanda değil her alanda fikir yürütmüş çağın sorunlarına çözüm üretmiştir. Çözümün şifreleri onda, çağın hastalıklarına çare ondadır. 

Merkezi şahsiyet

Ruhumuzun önünde yürüyen Üstad Sezai Karakoç İslam’ın nasıl anlaşılması gerektiğini Müslümanlığın nasıl yaşanması gerektiğini bizlere nahif bir şekilde öğretmiştir. O hep merkezde durmuş yeni nesillere merkez olmuştur.  Üstadın durduğu noktanın aşırı uç kutupları dengeleyici orta nokta olduğunu yani İslam’ın durmayı emrettiği nokta olduğunu ifade etmek gerekir. Bugün Şehzadebaşı’ndaki ebedi istirahatgâhı da İstanbul’un tam ortasını işaret eden taşın ardındadır.  Üstad yine orta noktada durmaya, merkez olmaya devam etmektedir. Hikmetli nazarının değdiği herkese feyiz taşımayı sürdürmektedir. İslam âlemini perişan eden proje uç fikirlerin nesilleri nasıl çıkmaza soktuğu ortadadır. O sebeple bizim Üstad gibi merkez şahsiyetlere ihtiyacımız her zamankinden daha fazla vardır. 

Medeniyet savaşçısı

Sezai Karakoç, Osmanlı’dan günümüze gelmiş İslâmî düşüncenin fikrî silsilenin içerisinde yer alan öncü isimlerinden birisidir.  Mehmet Akif ve Necip Fazıl’ın günümüze düşen izdüşümüdür.   Sezai Karakoç medeniyet kavramı üzerinde sıkça durmuştur. Medeniyeti din üzerinden yorumlamıştır. Millet kavramına yaklaşımında da yine din etkindir. Ona göre aynı medeniyetin üzerinde yaşayanlara millet denir. Sezai Karakoç bölünerek küçülmeyi değil, birleşerek büyümeyi savunmuştur. Bundan dolayı İslam dünyasının birleşmesi gerekliliğini her zaman dile getirmiştir. Bugün Sezai Karakoç’un konuşuluyor olması fikirlerinin gündeme gelmesi Ankara için de Diyarbakır için de İstanbul için de Bağdat ve Şam için de bir berekettir.  Toplumumuzda Sezai Karakoç’un fikri etkisi artarak ve derinleşerek sürecektir.

Yeniden medeniyet iddiamızda bize daima öncülük edecek, özgüvenimizi kazandıracak, daralıp bunaldığımız zamanlarda bize yeni muştular sunacaktır. Ezeli ve ebedi bir dinin mensubu olduğumuzu hatırlatarak bizi istikbale taşıyacaktır. O tek başına bir medeniyet savaşçısıdır.

“Ölmeyen medeniyet” veya “ölmeyecek medeniyet” olarak yorumladığı İslam medeniyeti sonsuza kadar yaşayacaktır. Bitmeyecek ve tükenmeyecektir.  Çünkü ona göre İslam medeniyeti tüm insanlığı kucaklayarak, insanı insan yapan vasıfların en güzel bir şekilde insana hissettirildiği medeniyettir. 

Hülasa merhum üstadımızın Mehmet Akif’i anlattığı o muhteşem kitabın sonunda istiklal şairine seslendiği gibi sesleniyoruz ve diyoruz ki: ey diriliş neslinin büyük öncüsü  “Boşuna yaşamadın, boşuna savaşmadın ve boşuna ölmedin.”

BİTTİ.


Yorum Ekle