Atasözlerimiz vardır bizim.

Der ki: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”

Bizim siyasetle işimiz olmaz... Ama günümüzde gerçekleşen nezaket içerikli siyasi mesajlaşmalar bir iletişim örneği açısından manidardır...

Kimi mesajlar sivrisineğin kanadına yüklenip gönderiliyor...

Diyor ki mesajın sahibi:

“Ben Karadeniz kültüründen geliyorum. Bizim oralarda değişim biraz sancılı olur. Kolay kolay makam mevki devredilmez.”

Ardından anlayana sivrisinek saz usulü mesajı veriyor:

“Ama Allah nasip etti babam bana 21 yaşında işi devretti”

Bu mesaj, iletişim penceresinden bakıldığında gayet şık ve harika bir mesaj...

Mesaj iletmek istenilen makam, zamanında kendisinden söz ederken sürekli “evladım” diye taltif ediyordu ya kendisini... İşte mesajın sahibi bu nazik mesajı bu çerçevede ve nezaket kuralları içerisinde veriyordu:

“Bana babam 21 yaşımda iken devretti”

Yani?

Sen de beni evlat görüyorsan, sen de devredebilirsin...

Şimdi bu mesaj yerine ulaştı mı?

Elbette ulaştı...

Hem de 24 saat geçmeden bu nazik mesaj anlaşıldı ve aynı estetik tarzda ve aynı şıklıkta karşı mesaj gönderildi:

Ne denildi?

Evladım, “şirketler ayrıdır, partiler ayrıdır. Partiyi şirket gibi yönetemezsiniz...”

Yani babanız size şirket devretmiş olabilir ama bu bir şirket değildir evladım, bu bir partidir...

***

Bir başka köşeden bir başka mesaj gelmişti birkaç gün önce de...

Köroğlu diyarından gelen ses, sivrisinek sesi gibi değil aksine davul sesinden daha gür gibiydi:

Ne diyordu mesajın sahibi:

Neler demiyordu ki?

Hem beni eleştirebilirsiniz diyorsunuz hem ben seni eleştirdiğim zaman beni cezalandırmak için harekete geçiyorsun.

İşte eleştiriyorum...

Seçilmek için yola çıkarken gösterdiğimiz adayımız yanlıştı...

Yüzde bir bile oy almayacak partilere adaylık için rüşvet verildi...

Yol yürüdüğümüz insanlar yanlış kimselerdi...

Kulakları patlatacak kadar yüksek perdeden geliyordu ses

Bizim partimizin bir tane lideri vardır o da Atatürk’tür...

Onun dışındakiler genel başkandır...

İşte burada atasözünün ikinci cümlesi hatıra geliyordu...

Yani “anlamayana davul zurna az”

Ve bu söz duyulmamıştı, işitilmemişti...

Aksine bu sözün bu mesajın sahibi ceza almak üzere disipline sevk edilmişti...

Gerçekten de duymak istemeyince, pardon anlamak istemeyince davulun sesi değil Köroğlu’nun sesi bile olsa ses ulaşmak isteyen makama ulaşmıyordu...

Hani geçenlerde medyanın gündemine düşen bir vecize de şöyleydi:

“Uyumakta olan birini uyandırabilirsiniz ama uyuma taklidi yapan birini asla uyandıramazsınız.”