07 Temmuz 2020, Salı
Son Dakika

Soframız zehirleniyor mu, çiftçimiz eğitiliyor mu?

30.06.2020

Değerli okuyucularımız, her ne kadar korona vurüs gündemin birinci maddesi olmaya devam ediyor gibi olsa da ilgilenenlerin diğer çok önemli bir konusu Alman devi Bayer firmasının ürettiği ‘Roundup’ isimli tarım ilacındaki ‘glifosat’ın kansere yol açtığı iddiasıyla ABD’de açılan davalardan feragat edenlere 11 milyar dolar ödeyecek olmasıydı…

Bizim için bu konunun sakandal boyutta önemi ise bu tarım ilacının yıllardan beri ülkemizde rahatlıkla kullanılması ve yasaklanmaya dönük herhangi bir girişimin olmamasıydı…

İlaç değil adeta zehir olarak tanımlanan bu tarım ilacının daha enteresan olan yönü ne bileyim karayolu çevresi, çalılık alanlar ve hatta mezarlıklar gibi yabani otların bulunduğu yerleri ilaçlamaya yönelik tavsiye edilirken tembellikten veya bilinçsiz yönlendirmeyle çiftçilerimizin bu tehlikeli ilacı tarım arazilerinde de yoğun olarak kullanılıyor olmasıydı…

Medyamızın konuyla ilgisi gerçekten takdire şayandı… Bunlardan değişik Ziraat Odası Başkanları, Bakanlık, çiftçi dernekleri, uzman gazetecilerden görüş alarak konuya derinlik katarak başarılı bir çalışmaya imza atan Milliyet’ten Saygıdeğer Duygu Erdoğan’ın yaptığı haber çok bilgilendirici olmuştu…

Bu yapılan araştırmaya göre bakın kimler bu konuda neler söylüyordu:

Alman Bayer firması yaptığı açıklamada ‘Roundup’ isimli ilaçta bulunan glifosat maddesinin kansere yol açtığı iddiasıyla şirket hakkında ABD’de açılan davalardan vazgeçmeleri için davacıların yüzde 75’i ile anlaştığını itiraf ediyordu.  Bu anlayma karşılığında ödenecek para da az buz değildi… Tam 10.9 milyar dolar…

Bu kadar korkunç tazminata sebep olan bir ilacı üreten firma bile dava açanlara davalarından vazgeçmesi için bunca parayı gözden çıkardığına göre bu çok dikkate alınması gereken bir ilaç olmak durumunda değil miydi?

Zararlı ottan kurtulayım derken

Ama bizde ziraatta bu ilaç hem de çok sıradan bir ilaçlama gibi bırakın büyük tarım arazilerini, kendi bağında bahçesinde bile kullanıyordu…

Ne için?

Yabani otlardan kurtulmak için…

Hemen ilaçlama yapılacak, yabani otlar yok olacak sebze meyve rahat toplanacak… Peki bu ilaçların zararı ne olacak?

Canım zararı olsa bize tarım ilacı olarak satarlar mı?

İşte bu sorgusuz sualsiz mantık bizde sorgulanmalıydı…

Biz de bugünkü yazımızda, gariban ama öte yandan tembel çiftçilerimizin sorgulamadığı bu mantığı acaba ziraat odaları, bakanlık yetkilileri, gazeteciler akademisyenler sorgulamış mı ona dikkat çekeceğiz…

Fındık üreticileri fındık ocaklarının ottan arındırılması için kullanıyor… Meyve bahçesi olanlar bahçenin yabani otlardan kurtarılması için kullanıyor… Pamuk ekenler, mısır ekenler vb. hepsi ekim alanlarının yabani otlardan temizlenmesi için hemen bu ilaca müracaat ediyor. Vah ki ne vah…

Bakın bir üretici ne diyor habere göre:

Bir fındık üreticisi bu söyleyen: “Normalde yabani otlara, dikenlilere kullanılması gerekirken insanlar ot biçmek zor olduğu için arazinin tamamına da bu ilacı vurabiliyor”

Zor geliyor… Düşünebiliyor musunuz? Birkaç işçi bulunsa ve otların teker teker ayıklanması sağlansa hem bu ilaç deniler zehri meyvelerle hububatla birlikte insanlar da yememiş olacak… Hem doğanın dengesini alt üst etmeye sebep olacak şekilde topraktaki börtü böcek ilaç sebebiyle telef olmayacak… Hem köyde insanlar kahvede pineklemekten kurtulacak, biraz terleyecek ama sağlıklı ve doğal ürüne kavuşacak… Hem de bölge insanı çiftçi toprakta yetişen bitkiyi otu tanıyacak, otlar çiçekler vb. üzerinde bilgi sahibi olacaklar…

Bu kadar stratejik öneme sahip bir bilinçlenmeye uzmanlar çiftçilerimizi yönlendiriyor mu peki?

Bakın yine habere göre Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı Hüseyin Demirtaş neye dikkat çekiyor:

“İlaçlama ile ekim ve hasat arasında bir zaman olmalıdır. En önemlisi ise, denetim. Mesela Türkiye’de iki yıl önce yasaklanan ilaçlardan, ‘depodakiler bitene kadar’ uygulaması nedeniyle hâlâ kullanımda olanları var. Bu depolar nasıl depolar? Tarım ve Orman Bakanlığı’nın uygulamaları çok değerli ancak çok sıkı bir denetim gerekiyor. Yanı sıra tarımsal eğitime verdiğimiz önemi de artırmalıyız.”

Tarımsal eğitim dediğimiz hedefin içinde bu otların işçiler vasıtasıyla elle toplatılması ve hem doğaya hem ürüne zarar verilmemesi işsizliğe de çözüm sunulması, bitkileri bilen tanıyan bir çiftçi zümresinin yetişmesi var mı?

Maalesef bu konuda hiçbir emare hiçbir işaret yok…

Elmas ile ot kıyaslanır mı?

Ulusal Hububat Konseyi (UHK) yaptığı çağrıda ‘Toprak Organik Madde Raporu’ndan söz ediliyor ama inşallah bu raporda bitkisel üretimde verimi artıracak programın içinde çiftçinin tarımda kolaya kaçmadan doğal olarak bu otlardan temizlik yapması öğretisi de vardır.

Düşünenler olabilir belki o kadar ot el ile temizlemekle biter mi?

Bakınız Afrika’da elmas çıkartılan maden yataklarını hiç izlemediniz mi? Onca derinlikte su içinde insanlar toprağı el ile milim milim kazarak çıkartıyorlar elması…

O ot bu elmas ile kıyaslanır mı diyorsunuz?

O zaman bu ilaçlara verilen parayı hesap etmişler bakın uzmanlar…

Bayer, 14 Eylül 2016’da tohum ve tarım ilaçları üreticisi Amerikan Monsanto şirketini 66 milyar dolara satın aldığını duyurmuş. Böylece Bayer dünyanın en büyük tohum ve tarım ilacı üreticisi haline gelmiş…

Monsanto şirketi mısır, soya fasulyesi, pamuk, buğday ve şeker kamışı gibi genetiği değiştirilmiş tohum ürünleriyle tanınıyor. ABD’de üretilen soyanın yüzde 90’dan fazlası, mısırın ise yüzde 80’den fazlasının Monsanto’nun GDO’lu tohumları kullanılarak üretildiği biliniyor. 40 yıldan uzun bir süre önce piyasa çıkarılan Roundup dünyanın en çok bilinen yabani ot ilacı.”

Ve bu trilyonluk Pazar sürüp giderken 2015 yılında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) glifosatın insanlarda muhtemel kanser yapıcı etkileri olduğunu açıklıyor…

O halde ülke olarak çiftçinin alacağı bu kadar ilacın parasıyla üste teşvik de vererek işçi tedarik edilmesine harcansa devletin kasasından çok da fazla para çıkar mı?

Düşünün, Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, ilacı yakından tanıdıklarını söyleyip bu ilacın yeşil olan tüm otu bitkiyi yok ettiğini söylüyor.

O yörede ilaca “Mezarlık kurutan” diyorlar. Ne kadar yeşil ot varsa kurutuyor…

Çiftçiler içeriğini bilmez diyor… Sonuçta ruhsatlı ilaçlar diyor…

Bu otların elle temizlenmesinin getireceği sağlıklı nesli bir hayal edelim… Onca insanın kansere yakalanmasının önüne geçmek, yapılacak sağlık harcamalarının da olmaması anlamına gelmiyor mu?

Tembelliğe gerek yok, teşvikle bu iş olur…

Hem köylerde işçiler iş bulacak… Hem yeşil otlar arasındaki börtü böcek zayi olmayacak doğal denge bozulmayacak… Hem insanlar hastalanmadığı için sağlık adına paralar harcanmayacak…

O ilaca verilecek para ile elde edilecek kazanç kıyaslandığında ne kadar önemli bir konunun akla getirilmediğini görüyoruz değil mi?

Tamam Kumluca gibi önemli üretim merkezinde çiftçilerimiz ilacı tarlanın kenarına bile yaklaştırmıyorlarmış…

Tamam Tarım ve Orman Bakanlığımız geçtiğimiz günlerde 16 pestisit etken maddesinin yasaklanmasına karar vermiş…

Tamam Zehirsiz Sofralar İletişim ve Kampanya Koordinatörü Turgay Özçelik “Glifosat ya da diğer pestisitler için ‘tarım ilacı’ demek bile, onları masum gösteriyor. İlaç değil, ne yazık ki zehir bunlar. Türkiye’de de en çok kullanılan pestisitlerden biri glifosat. Yabancı otları öldürmek için kullanılıyor ama biz insanlar dâhil pek çok canlıyı zehirliyor. Onlara mahkûm değiliz, tarım zehri kullanmadan da Türkiye’yi doyurmak mümkün” diyor..

Tamam Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, “Bakanlık zararlı ilaçların yasaklanması konusunda kararlar veriyor ama bir bakıyoruz 2 - 3 yıl daha kullanılıyor. Böyle bir şey varsa, bir damlasını bile hemen bitirmek lazım. Glifosat için Avrupa’da yasaklama çalışmaları var, ABD’deki dava ise bunun bir kabullenme olduğunu gösteriyor. Bu ilaçlardan kurtulmanın başlıca çaresi bakanlık tarafından da destek verilen biyolojik mücadele çalışmaları olur” diyor…

Bunlar güzel gelişmeler… Alkışlıyoruz…

Ama biz diyoruz ki, bu ilaçların bizde de yasaklanması, denetimlerin artırılması, konunun incelenmesi vb. olmakla birlikte asıl devletimiz çiftçiyi bağında bahçesinde tarlasında bu tür ilaçları kullanmak yerine mevsimine göre zararlı otları ayıklayacak, böylelikle zirai ürünlerin tamamen doğal elde edilmesini sağlayacak bir yönteme geçmeye göre teşvik etmelidir.

Hem çiftçimiz parasını yurt dışına ilaca vereceğine yurt içinde işçiye verir. Devlet buna teşvik vererek topraklarımızı zehirlenmeden kurtarır. İnsanlarımızı sağlıklı beslenmeye kavuşturur…

Böylece ne ilaç derdi ne araştırma derdi ne tazminat derdi kalır…

 

 


Yorum Ekle