DOLAR
6,0709
EURO
6,8085
ALTIN
251,0542
BİST100
86.072

Aslan ve Boğa Sarayı

11.05.2019 00:00

Bu yazımda bizim gazetenin ofisinin hemen karşısında bulunan Bukoleon Saray’dan bahsedeceğim. Bu sarayı şöyle tarif edeyim; sahil yolundan, Sirkeci yönünden ilerlerken Çatladıkapı’ ya gelmeden hemen önce sağdadır. Saray kalıntılarını görebilmek için biraz dikkatli bakmak gerekir. Yoksa surların devamı zannederek geçip gidersiniz. Görebildiğiniz pencere ve balkon kalıntılarının olduğu harabeler, Bizans imparatorlarının kullandığı Bukoleon Sarayı’ndan günümüze gelebilmiş kısımlardır. Ama bu harap hale gelmiş mermer pencerelerin, balkon altlıklarının, yerlere yıkılmış liman girişi kalıntılarının hikayesini okuduğunuzda, öyle geçip gideceğinizi zannetmem. Çünkü bu mermer konsollu pencereli duvarların ilginç hikayeleri var.

Bazı tarihçiler aynı sarayın hem Bukoleon, hem Hürmüz (Hormisdas) hem de İustinianos Sarayı olduğunu yazar. Görülen harabeler, üç saraydan ve saray limanından zaman içinde ilaveler ve değişiklikler yapılarak oluşmuş son halinden arta kalanlardır.

Bukaleon Sarayı, önünde bulunan bir mermer heykelden dolayı da bu adla anılmıştır. Saray Küçük Ayasofya Cami’ne kadar uzanıyormuş, hatta sarayın içinden buraya yol varmış. Şimdilerde sahil yolu ile tren hattı arasında kalmış. Görkemli Bukoleon Sarayı’nın önünde büyük ve etkileyici bir limanı varmış ve mermer döşeliymiş. Ve bu büyük mermer basamaklarla denize iniliyormuş. İmparatorlar denizden gelen konuklarını buradan, imparator iskelesinden karşılıyor, buradan gemilerine biniyor, önemli misafirlerini yine buradan uğurluyorlarmış. İşte bu limanın hemen girişinde, sarayın önündeymiş buraya adını veren heykel, bir aslanla boğanın kavgasını anlatır. İki hayvanın boğuşması, aslanın dişleri, boğanın boğazına geçirilmiş olarak tasvir ediliyormuş. Sarayın adı da, boğa (bous) ve aslan (leon) kelimelerinden oluşmuş. Bukaleon Sarayı anıtsal girişinde olduğu tahmin edilen mermerden iki aslan heykeli İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Yenikapı kazılarında ortaya çıkartılan Bizans limanı haricindeki bu liman sadece saraya aitmiş.

Bizans İmparatorluğu’nun en entrikacı, acımasız ve haris İmparatoriçelerinden biri olan Theophano’nun hikayesi de bu sarayda gerçekleşmiş.

Bizans İmparatoru Romanos II. İmparator VII.Konstantinos’un oğluydu. Çok küçük yaşta iken Provence Dükü Hugue’nin gayrimeşru bir kızıyla nikâhlandırılmıştı ama küçük prenses erkenden ölünce bu evlilik gerçekleşmemişti. Fakat, delikanlı daha sonra bir meyhanecinin Anastaso isimli güzeller güzeli kızına aşık oldu ve 956 yılında evlendi. 21 yaşındaki imparator, spora meraklı, güçlü bir o kadar da nazik, zevklerine düşkün bir delikanlıydı. 18 yaşındaki imparatoriçe de, ufak tefek ama etrafa ışık saçan, devrinin en güzel kadınıydı. Ve haris ve entrikacı bir o kadar da acımasızdı. 959 yılı Kasım ayında babasının ölümüyle tahta geçen Romanos II karısının entrikalarından kurtulamayacaktı. Annesi Helena ve beş kız kardeşini Thepano’nun isteğiyle sürgüne gönderen imparator, 15 Mart 963 yılında zehirlenerek öldü. Büyük bir zevkle iki küçük oğluna velayetten saltanatı elde eden Thepano, kendisine uzun zaman müsaade edilemeyeceğini bildiğinden, imparatorun güçlü komutanını gözüne kestirdi. Şöhretli başkomutan Nikopheros Phokas aslında ona göre değildi ama yapabileceği başka bir şey de yoktu. Onu, Bizans’a davet etti. Fokas, muhteşem zaferler kazanmıştı. Halkın sevdiği güçlü bir komutandı. Bir takım entrikalar sonrasında imparator olup, iki ay sonra da Theophano ile evlendi. Halk, evliliğe sıcak bakmamıştı. İkisi de dul olduğundan, bu evliliği bir günah olarak görüyorlardı. Üstelik Fokas, Theophano’nun oğullarından birisinin vaftiz babasıydı. Bu hoşnutsuzlukların yanı sıra, mükemmel bir asker olan Nikiforos Fokas, çok kıllı ve çirkin, hantal, kısa bacaklı, zevksiz ve yaşlıydı. Fakat iyi bir savaşçı hepsinden öte çok dindardı. Bu iyi taraflarına rağmen, imparatoriçe de, uzun süren savaşlardan dolayı çok fazla vergi ödemek zorunda bırakılan halk da imparatoru pek muteber saymadılar. Halbuki, imparatorun hemen yanı başında bulunan generali aynı zamanda da yeğeni İoannes Cimiskes, imparatora göre biraz daha ufak tefek olsa da yakışıklı, genç, parlak ve hırslıydı. Bu defa, imparatoriçe gözüne kestirdiği bu komutanla birlikte çalışmaya başladı. Metresi ve ortağı oldu. 969 yılında soğuk, karlı bir Aralık gecesinde sevimli köpeğimizin büyük bir masumiyetle etrafı seyrettiği bu pencerelerden veya kulelerden, Theophano ve adamları aşağıya sarkıttıkları iplerle Cimiskes ve adamlarını gizlice saraya aldılar. Cimiskes, imparatoru yatağında kendi elleriyle öldürüp, kafasını keserek sarayın penceresinden iki meşale arasında askerlerine gösterdi. Halk, imparatorun bu ölümünü tanrısal bir ceza olarak yorumlayıp onadı. Theophano’nun istediği olmuştu. Ya da o böyle sanıyordu. Çünkü Çimiskes’le evlenme isteğini gerçekleştiremedi. Patrik, yeni imparatoru takdis etmek ve taçlandırmak için bir takım şartlar koşuyordu. Katiller kesin olarak cezalandırılmalı ve imparatoriçe saraydan kovulmalı diye, diretiyordu da. Çimiskes de, patriğin şartlarını bir çırpıda yerine getiriverdi. Ve imparatoriçelik bekleyen Theophano, sürgünle karşılaştı. Geri dönebilmek için de 976 yılında, Çimişkes’in ölmesini ve oğlunun tahta geçmesini beklemesi gerekti.

Bukoleon Sarayları, binlerce yıl öncesindeki insanların hikaye edildiği mekanlardan bir tanesi.

İmparator ve maiyetini, mermer basamaklardan denize inişini hayal ediyorum. İmparatoriçenin hırslı, sınır tanımaz acımazsızlığı, gerçekten yaşanmış. Bu duvarların arasında görkem ve entrika içi içe olmuş her zaman. Ama bu hikâyenin kendisi ve devamının orada anlatılıp dinlenmesi daha hoş olurdu.

Bu sarayın büyük bir kısmı da demiryolu yapımında yok edilmiştir ve görkemli sütunlarının bir kısmı İstanbul Arkeoloji müzesindedir. Görünen pencereler ikinci katın pencereleridir, çünkü bu gün itibariyle birinci katın büyük kısmı toprakla örtülüdür.

1610 yıllık geçmişe sahip olan Bizans döneminden kalma Bukoleon Sarayı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore etme kararına çok sevindim.

Aldığım bilgiye göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Çatladıkapı'da bulunan ve UNESCO'nun dünya mirası listesinde yer alan 1610 yıllık Bukoleon Sarayı'nı restore edecek. Koruma Kurulu'na önerilen projede Bukoleon Sarayı, "açık hava müzesi" olacak. Projenin detaylarında, ziyaretçiler için ahşap yürüyüş yolu, yer altında taş döşeme yolu olan müze ve havuz yapılacağı belirtildi.

Mülkiyeti İBB'ye ait olan ve 1'inci derece arkeolojik sit alanı içerisinde bulunan Bizans Sarayı'nın 'açık hava müzesi' yapılması için harekete geçildi.

Restorasyon projesi, 25 Temmuz'da İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'ne sunuldu. Kurul tarafından onaylanmasının ardından çalışmalara başlanacak. İBB Kültür Varlıklarını Koruma Projeler Müdürlüğü koordinatörlüğünde hazırlanan restorasyon projesi, İBB Yapı İşleri Müdürlüğü tarafından hayata geçirilecek.

Restorasyon projesi, 25 Temmuz'da İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'ne sunuldu. Kurul tarafından onaylanmasının ardından çalışmalara başlanacak.

Sonradan yapılmış olan tüm demir imalatlar kaldırılacak. Tüm mermer yüzeylerde temizlik yapılacak. Parça kopması görülen bölümlerde veya yapı elemanlarında onarım yapılacak. Malzeme kaybı olan bölümlerde tamamlama yapılacak. Erime ve aşınma gözlemlenen yerlerde onarım yapılacak. Bukoleon Sarayı ile demiryolu arasında bulunan, üzeri çimento sıvalı moloz taş duvar kaldırılacak. Yerine projede belirtilen ölçülerde ferforje korkuluk yapılacak.

Ziyaretçilerin yapıya zarar vermeden ve güvenle dolaşabilmeleri için projede belirtilen şekilde ve güzergâhta ahşap yürüyüş yolu yapılacak.

Restorasyona biran önce başlanıp bitirilmesi sabırsızlıkla bekliyorum. Hikayenin devamını orada anlatmak istiyorum.


Yorum Ekle
Gezi Notları