Öğrenciler dersten önce öğretmeni masaya yatırır sonra keser, biçer, toplar, çıkarır. Artıları eksileri, çarpanları ve bölenleri tek tek belirler. Bunların üzerine gönülde gönüle olan yol inşaatını dikkatle inceler. Bazen bir bakış, ses tonu, yapılmayan bir ödev verilen tepki, diğerlerine verilen tepki, çok güzel bir davranışta takınılan durum; Bu böyle sürüp gider. Kılcal damarlar, atar damarlar, DNA, genetik ne varsa incelenir. Yalnız bunların yazılı bir raporu olmaz. Sadece kalbinde, gönlünde, zihninde o soyut dediğimiz dünyada kaydedilir bunlar.

Kaydedilenler eğer iletişim duvarını aşabilirse derse olan ilgi de değişmeye başlar. Ancak bu en az bir dönem sürer. Bazı öğrenciler de daha kısa ya da uzun da sürebilir. Yıllardır uyguladığım bazı örneklerden bahsetmeye gayret edeceğim.

Öncelikle sınıfa girer girmez selamla başlamak, her biriyle göz göze gelmek ve tam da bu esnada gülümsemek kesinlikle önemlidir. Pozitif başlangıçpozitif davranışlara vesile olacaktır. Olumsuzlukları, karamsarlıkları ve negatif enerjiyi anında dağıtacaktır. Biliyorsunuz gülmek çok daha kolaymış ya da tebessüm etmek diyelim. Ancak kaşları çatmak çok daha fazla kasların hareketiyle mümkün oluyormuş haberiniz olsun.

Sınıfa girdikten sonra, tam ortada ve ayakta durarak ve tüm öğrencilerle göz göze gelip, onlara tebessüm ederek şöyle başlıyoruz:

  • Selamün Aleyküm Çocuklar, Gençler!

 

  • Aleyküm Selam ve Rahmetüllahi ve beraketüh, Ne güzel kelam, Hak yol İslam.

Sonra, 

  • 'Bırak bu işleri!' diyorum.

Çocuklar hep bir ağızdan

  • 'Devlet Su İşleri/Fırçala dişleri!' diyorlar

Sonra,

  • 'Patates soğan!' diyorum.

Çocuklar da, 

  • 'Var mı arayan soran?' diyorlar.

Bitti mi? 

Hayır.

Son olarak da, 

  • 'Biz eskideen ; ' diyorum.

Onlar da,

  • 'Su içerdik testiden!' diyorlar.

Sloganlı, şaka yollu, eğlenceli bu başlangıçtüm öğrencilerde bir tebessüm dalgası oluşturuyor. Dalga dalga yayılan bu tebessüm elbette ki gönüllere de aksediyor.

Herkes yerine oturduktan sonra da daha önce seçilmeyen rast gele üçkişiyi seçip 'hâl hatır' soruyorum.

'Cumartesi, pazar günü neler yaptın? sorusuyla başlayalım.

Öğrencinin verdiği cevaba göre diğer sorular gelecektir. Örnek olarak şunları yazabiliriz.

Öğrencilerin verdiği cevaplardan bazıları şöyle:

'Parkta oynadık, babaannemlere gittik, AVM`den yeni ayakkabı aldık, düğüne gittik, ödevleri yaptık, bisiklet sürdük, dondurma yedik; vb.

Bu cevaplar üzerine; Biz de, 

'Parkta oynadık, bisiklet sürdük.'

Parkta oynamak kesinlikle çok sağlıklı. Bilgisayar, tablet, telefon başında saatler geçirmektense parkta oynamak, bisiklet sürmek çok önemli. Aferin! Ayşe, Ahmet, Hasan;

'AVM`den ayakkabı aldık.' dediğinde de,

'Çocuklar dolaplarımızda on beş tane ayakkabı, yirmi tane elbise, elli sekiz tane kalem olursa bu doğru olmaz. Bu imkanlara hiçulaşamayanlar var. Ayrıca israf etmemeliyiz. İmkânı olmayanlara da yardımcı olmalıyız.' diyerek yardımlaşmadan, israftan, paylaşmaktan da bahsediyoruz. 

AVM`lerde öylece vakit öldürülmemesi gerektiğini de ifade ederek aslında dersin ve kitabın ortasından konuşmuş oluyoruz.

'Düğüne gittik.' dediğinde,

Düğün kimindi, nasıl gittiniz, ne giydiniz, ortam nasıldı? 

'Dondurma yedik.' dediğinde,

Yediğin dondurma çilekli miydi? Doğal olanlardan yemeye çalışıyor musun? Dondurmaların çoğu sağlıksız, bu konuda seçici olmalısınız; vb.

Aslında bir nevi ders ancak öğrenciye dokunan, onun gündeminden ve yaşadıklarından yola çıkılarak verilen bir ders bu. Böylece iletişim kanallarını açmış oluyoruz. Öğrenciyi, veliyi yakından tanıma fırsatı bulmuş oluyoruz. Öğrenciler bu 'hâl hatır' anını hiçunutmuyor ve sıranın kendisine gelmesini iple çekiyor. Hem sınıf arkadaşları hem de öğretmenler olarak bizler öğrenciyi yakından ve ayrıntılarıyla tanımış oluyoruz. Bu da derse olan ilgiyi, öğretmene olan ilgiyi kesinlikle olumlu yönde etkileyecektir.

Bunu sadece haftanın ilk dersinde yapıyoruz. Ayrıca haftanın bir dersinde de öğrencilerin kolayca anlayabileceği ve ders çıkarabileceği bir hikâyeyi bizzat anlatıyorum. Anlattığımız hikâyenin adını ve anahtar kelimelerini Türkçe defterinden ayırdığımız 'Hikâye Sayfasına' yazıyoruz. Anlattığımız hikayeler anahtar kelimeleriyle birlikte defterde birikmeye devam ediyor. Anlattığımız hikayelerin çocuklar tarafından mutlaka evde de anlatılmasını istiyoruz ki 'anlama ve anlatma' yeteneği gelişebilsin.

Hikâye işi burada bitti mi?

Hayır.

Daha sonra dinlediği ve evde anlattığı bu hikayeleri okulda bulunan farklı sınıflarda anlatmasını istiyoruz. İkişerli gruplar halinde başka sınıflara ya da okulun diğer çalışanlarının yanına giderek anlatıyorlar. Topluluk karşısında konuşma yeteneklerini, özgüvenlerini geliştiriyorlar ve heyecanlarını kontrol altına almayı da öğrenmiş oluyorlar.

Bütün bu anlattıklarımızın süresi sadece dört beş dakikadır. Derslere bu şekilde başladığımız zaman öğrencilerin derse olan ilgisi elbette ki daha iyi oluyor. Bu sadece dersin sevilmesiyle de kalmıyor. Hayata dair birçok ders almış oluyor. Derse, okula, öğretmene olan sevgi artıyor. En önemlisi de arkadaşlarıyla olan iletişimi daha kuvvetli hale geliyor.

İletişim kanallarını açtığımız zaman, yani gönülden gönüle yaptığımız bir otoyol olursa yolculuğumuz çok daha anlamlı hale geliyor. Yolculuk keyifli olunca da etrafı izlemek, yolda olup biteni yorumlamak, yolda verilen molaları dolu dolu yaşamak kesinlikle kolaylaşacaktır.

Sadece ders konusu için öğrenciyle kurulan iletişim sınırlı olacağı için iletişim kanallarını açmaya yetmeyecektir. Öğrenci öğretmen iletişimi sadece konu üzerinden ilerlediği zaman samimiyet, şaka, benim için değerlisin, biz insanız bazen hüzünlenir bazen neşeleniriz, hatalar da yapabiliriz; gibi insani değerler arka planda kalır.

  İletişim kurduğumuz öğrencilerle aramızda sırların olması, (örnek: ödevini bugün yapamamışsın ancak yarın yap sana da artı vereyim ancak bu aramızda bir sır gibi) şakaların, (örnek: öğrenciye yeri gösterip havaya bakmak -şaka yatım!)  iltifatların (örnek: çok da kötü voleybol oynayan bir öğrencimize -ünlü voleybolcu demek kesinlikle önemli) olması hem derse hem de öğretmene olan muhabbeti zenginleştirecektir.

Bizim için küçük gibi görünen bu örnekler öğrenciler için çok büyük ve önemli maddelerdir. Bizzat deneyip tecrübe etiğimiz örneklerdir. Tüm meslektaşlarımıza gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz. Derse başlangıçiçin yaptığımız bu küçük uygulamalar ve iletişim kanallarını açmak için yaptıklarımız birkaçmeslektaşımıza yol gösterirse ne mutlu bize!

Çok daha güzellerini birçok meslektaşımız elbette ki uyguluyordur. Yapılan bu güzelliklerin yazılıp çizilmesini de önemseyenlerden biriyim. Gök kubbe altında buna benzer çok güzel şeyler elbette ki yaşanıyor ancak bunlar yazılmadığı takdirde sınırlı bir alanda kalıyor. Bu da paylaşılmayan bir güzellik olarak dar bir alanda hapsedilmiş oluyor.

İyi şeyler söylemek lazım, söylediklerimizi, yaptıklarımızı yazmak lazım.

' Dünle beraber gitti, cancağızım, / Ne kadar söz varsa düne ait. /Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.'

'Söz kulağa, yazı uzağa gider.'

  'Söz uçar, yazı kalır.' 

Geçmişe dair öğrendiklerimiz hep daha önce yazılanlar sayesindedir. Hepinizin bildiği 'Güzellikler paylaşıldıkça çoğalır.' Sözünü hatırlatıp yazıya nihayet veriyorum.